Saturday, May 19th

Güncelleme:05:44:50 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Bildiriler DEK TEKEL İŞÇİLERİ KAZANDI!

TEKEL İŞÇİLERİ KAZANDI!

Tekel işçilerinin zorlu ve bir o kadar da kararlı devam ediyor. Tüm gözler onlara çevrili. Kimse onları görmezden gelemiyor. Direnişin 34. gününde sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler Ankara’da bir miting yaparak Tekel işçilerine destekte bulundular. Bu eylem yıllardır yapılan en büyük eylemlerden biriydi. Bütün bu gelişmelerin içinde Tekel işçileri ölüm orucuna başlayacaklarını açıkladılar. Kışın en ağır koşullarında, Ankara’nın ortasında, tüm emekçileri ve emek örgütlerini temellerinden sarsan bir süreç gelişiyor.

 

Tekel işçileri, işçi sınıfı mücadelesinin ivmesini yükseltti

Bugün direnişin 42. günü. Sermayenin sözcüsü başbakan Tekel işçilerine tehditler savuruyor. Valilik etrafı rahatsız ettikleri için Tekel işçilerinin çadırlarını kaldırmaları konusunda ihtarda bulunuyor. 17 Ocaktaki eylemde tüm işçiler aynı şeyi söylüyordu “Tekel işçileri Türk-İş’i de devleti de sarstı.” Tekel işçileri sadece Türk-İş’in içindeki işçileri değil tüm emekçilerin de hayranlığını kazandı. Ankara’ya girişlerinde uğradıkları saldırı emekçilerin öfkesini ve aynı zamanda dikkatini topladı. Bütün gözlerin onlara çevrilmesinin nedeni, sendikalarını her hareketleriyle ileriye doğru zorlayan bir çizgide ilerlemeleriydi. Sendikanın oyalama, geri çekme, pasivist tavrına karşı onlar her yerde fiili eylemlerini devam ettirdiler. Sendikalarına tabi olmadılar, sendikalarını kendilerine tabii kıldılar. 17 Ocak’ta kürsü işgali ve kitleyi Türk-İş binasına yöneltmeleri işçilerin özgüvenlerinin en önemli kanıtıydı. Tekel işçileri bugün, mücadelenin ivmesini geri dönülmez bir biçimde ileriye taşımışlardır. Emekçiler bundan sonraki eylemlerde Tekel işçilerinin açtığı yoldan, fiili eylem ve mücadele birliğini örerek ilerlemeleri gerektiğini gördüler. Sermayenin, işçi sınıfının tehdit oluşturacak herhangi bir kesimine karşı bütün güçlerini seferber edeceğine ancak emekçilerin de tüm güçleriyle böyle bir eyleme sahip çıkacağına açıkça tanık oldular. Birçok yazar, gazeteci bu eyleme sahip çıkmak, mücadeleyi desteklemek zorunda kaldı. Düne kadar havadan sudan bahsedenler, bugün geçici de olsa sokağa yüzlerini döndüler.

 

 

Ölüm orucuna işçiler sahip çıktı

Eylemin dönüştürücülüğü açıkça görüldü. Tekel işçileri yola çıktıkları kişiler değiller. Televizyonlarını seyrederken birçoğu daha önce polisin saldırısına uğramanın hakedilmiş olduğunu, devrimcilerin ise “terörist” olduğunu düşünüyordu belkide. Önce bu düşünceleri yıkıldı. Kürt sorununa, işçi sınıfına, burjuvaziye, çıkarlarının nerede olduğuna dair fikirleri değişti. Çok uzun bir zamanda değil, topu topu bir ay içinde düne kadar yadırgadıkları şeyleri onaylar, onayladıklarını yadırgar oldular. Kendisine devrimci-demokrat diyenlerin bile hoyratça saldırdığı ölüm orucu direnişine işçiler, onun gerçek sahipleri sahip çıktılar. Ölüm orucu savaşçılarının onlara seslenişine kulak verdiler. Bıçağın kemiğe dayandığı anı yaşadılar, yaşanabileceğini herkese kanıtladılar. Tekel işçileri tarihe kulak verdiler ve devrimcilerin yaşadıklarını anladılar. Bu eylem olmasa içlerinden birçoğunun bu eylemin anlamına varmadan yaşlanıp hayata veda edeceklerini söylemek sanırız abartı olmaz. Bu eylemle birlikte ölüm orucu eylemi de emekçilerin birçoğunun bilincinde ve yüreğinde anlamını buldu.

 

Dostlar ve düşmanlar ayrıştı

İşçiler eylemin ilk gününden bugüne sendikalarından vazgeçmediler ama onun dayatmalarına da izin vermediler. Sendika bürokrasisi eylem karşısında her aşamada fren görevi gördü, devletle işçiler arasında mekik dokudu, devletten yana uzlaşma sağlamak için elinden geleni yaptı. Eylemi oylamalarla bölmeye çalıştı, oyalamalarla tükenmesini bekledi, destek verecek kesimleri ve kendi üyelerini türlü yöntemlerle engelledi. 17 Ocak’ta Türk-İş’in eyleme tüm güçlerini seferber etmediği, DİSK’in hiç katılmadığı, KESK’in ise sınırlı sayıyla temsil edildiği görüldü. 30 Aralıkta Taksim’de 3 konfederasyonun birlikte yaptığı basın açıklamasında tüm güçlerini birleştirip seferber edecekleri yönünde yemin billâh edenlerin, söze gelince mangalda kül bırakmayan, eyleme gelince saklanacak bir köşe arayan tavırları, işçilerin gözlerinden kaçmadı.

Ankara’da kaldıkları sürece emekçilerin desteklerini yanlarında bulan Tekel işçileri, kendilerini evlerine davet edenlerin, kumanyalarına katkıda bulunanların hep pasifliklerinden şikâyet edilen emekçiler olduğunu gördüler. Şikâyet edenlerse misafirhanelerini, lokallerini Tekel işçilerine açmaktansa, Türk-İş’in olanaklarını yeterince sunmadığını eleştirmekle yetindiler. Eylemi görmezden gelenlerin yanında pasifizmin teorileriyle ortamı bulandıranlar kolkolaydılar. Bu eyleme çok anlam yükleniyormuş da, eğer yenilgiyle sonuçlanırsa tüm emekçi hareketi için hayal kırıklığı olurmuş da. Tüm sendikalar kendi üyelerinin haklarını bir yana bırakmışlar herkes Tekel işçileriyle uğraşıyormuş da. Sadece Tekel işçileri değil, tüm emekçiler bu süreçte dostları ve düşmanları izleme, öğrenme fırsatı buldu. Dostlar alışverişte görsün, günü savuşturalım diye 17 Ocak’ta Ankara’ya gelmenin baskısını duyan sendika yöneticileri kitleyi bir an önce toparlayıp geri götürme telaşına düştü. Kürsüyü işgal eden bir Tekel işçisi otobüslerin kalkacağı yönü göstererek “eylemi baltalamak isteyenler, bu eylemin başarısız olmasını isteyenler bu tarafa” Türk-İş’in bulunduğu grev alanını göstererek “bizi destekleyenler bu tarafa” dediğinde kitle ikiye ayrıldı. Sendikaların, otobüslerin kalkış saatini, eylemin devam etmesine rağmen ertelememesi de hafızalara yazıldı.

 

Mücadele Birliği vücut buldu

Tekel işçilerinin bulunduğu alanda hemen arkalarında bulunan “Yaşasın Halkların ve İşçilerin Mücadele Birliği” pankartı alınan yolu bize yeterince anlatıyor. Tekel işçileri için yurt genelinde yapılan dayanışma eylemleri uzun yıllardır özlediğimiz görüntüleri sundu bize. Hep yazdığımız, tartıştığımız ve örnekler oluşturmaya çalıştığımız “tüm saldırılara hep birlikte cevap vermek ve hep birlikte savaşmak” üzerine örnekler zenginleşti. Kimsenin kendi köşesinde kalamayacağını, sadece kendi ekonomik, demokratik ya da özlük hakları için mücadele etmenin ne kadar kısır bir döngü olduğunu, güçlerimizi birleştirmemiz, pasifizme, ekonomizme dolayısıyla reformizme karşı savaşmamız gerektiği bilinçlere yerleşti.

 

Genel Grev

İşçiler genel grev istiyor. Bir grevin ancak tüm ülke çapında şalterlerin inmesiyle başarıya ulaşacağını düşünüyorlar. Burjuvaziye karşı işçi sınıfının birleşmesi ve ana arterlerini yani üretimi durdurması demek genel grev. Eğer bir günlük uyarı grevinden bahsetmiyorsak –ki işçiler hak alıncaya kadar bir genel grevden bahsediyorlar- bu tam anlamıyla bir savaş çağrısıdır. Devlet bu eyleme işçiler kadar ölüm kalım meselesi gözüyle baktığını her fırsatta dile getiriyor. Henüz bunun burjuvaziye karşı ne büyük bir meydan okuma olduğunun bilincinde değiller. Bunun için hazırlıklı olup olmadıklarını da sorgulamıyorlar. Tıpkı Tekel işçilerinin yola çıkarken sistem için ne denli büyük bir tehdit olduklarının farkında olmadıkları gibi.

Eylem nasıl biterse bitsin, tarihe Tekel işçilerinin tarihsel dönüştürücülüğü yazacaktır. Eylem nasıl biterse bitsin Tekel işçileri şimdiden kazandı. Sadece onlar değil emekçilerin tüm kesimleri mücadeleye başka türlü bakıyor. İtfayeciler bunun ilk sinyalini vererek Boğaziçi Köprüsü'nü kestiler. Artık herşey başka türlü olacak. Sistemin sibop kapakları daha önce de söylediğimiz gibi bizzat işçiler tarafından tıkandı.

Zafer Savaşan Emekçinin Olacak

Yaşasın Halkların ve İşçilerin Mücadele Birliği

Devrimci Emekçi Komiteleri

DEK