Saturday, May 19th

Güncelleme:05:44:50 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler C. Dağlı Kitlelerin Sosyal Pratiğini Kavramak

Kitlelerin Sosyal Pratiğini Kavramak

Yıllarca süren devrimci mücadele, sağlam temellere dayanıyor; bundan sonra daha hızlı büyüyecek ve zafere ilerleyecektir. İşçi sınıfının, halk kitlelerinin mücadelesinin hızla büyümesi, sıçraması, gelişim içine girmesi, hedefin hızla yakınlaşması demektir.

Devrimci kitlelerin mücadelesi büyük bir coşku içinde önlenemez bir yükseliş içindedir. Emekçi ve sömürülen kitlelerin coşkusu, sınıfsız bir toplum kurma amacından, gelecekten esinlenmekten ileri geliyor. Bu büyük coşku ve heyecan proletaryanın kesin zaferine olan güvenden, bu işi başaracak olan devrimci mücadele azminden ileri geliyor. Amacımıza etkileyici coşku içinde ilerliyoruz. Kitlelerdeki bu coşku geçici değil, kalıcı ve süreklidir.

Sömürülen, yıkıma uğrayan, sefalet içinde olanlar, kendilerine yeni ve daha iyi bir yaşam kurmak için her tarafta kutbun karşı tarafından olanla kesin bir mücadele ve hesaplaşma içinde. Fakat şu bir gerçek; yeni ve daha iyi bir yaşam, yeni ve daha ileri bir toplum kurmadan bu olanaksızdır. Çünkü ücretli-emek sisteminde, ücretli kölelerin geleceği daima bir belirsizlik içindedir. Ve yaşam koşulları gün gün kötüleşmektedir. Yeni ve daha ileri bir toplum ise olanaklıdır, zorunludur, kaçınılmazdır. Çünkü toplumsal üretici güçlerin evrensel gelişmesi bu yöndedir.

Bizim isteklerimiz, kapitalizmin tarihsel eğilimi olan, mülksüzleştirenlerin, mülksüzleştirilmesine uygundur.

Dolayısıyla, emekçi kitlelerin kalkıştığı tarihsel mücadele, parlamenter yolla, basit bir şekilde barışçıl bir hükümet değişikliği olarak görülemez. Mücadelenin hedefi toplumun alt üst olmasıdır, yeni bir topluma varmaktır. Bunun için basit bir hükümet değişikliği değil, iktidar ele geçirilmeli, iktidarın sınıfsal bileşiminin ve yapısının değişimine gidilmelidir. Bu anlamda, iktidar sorunu devrimin merkezi sorunudur.

Sendikaların, küçük burjuva sol çevrelerin pratikteki girişimleri ise kitlelerin devrimcileşmesinden, devrimci hedefler doğrultusunda ilerlemesinden tamamen farklı ve geri. Onlar bu topraklardaki büyük devrimci devimini anlamış değiller. Her gün akıp giden devrimci süreci anlamadıkları içindir ki, her gün sokaklarda, artık sıradanlaşan, kimse üzerinde etki yapmayan, dikkat çekmeyen o bıktırıcı açıklamalarını yenileyip duruyorlar. Kapitalist sınıfı ve iktidarı yalnızca teşhir eden açıklamalar, yığınların temel sorunlarını çözmüyor, onları kendi kurtuluşuna yöneltmiyor. Devrimci durumun olmadığı, kitlelerin iktidarı izlediği ve henüz devrimci biçimde harekete geçmeye hazır olmadığı durumlarda, egemen sınıfı teşhir etmek, ona karşı ezilen ve sömürülen yığınlarda nefret uyandırmak doğru bir pratik taktik olabilir. Fakat devrimci bunalım koşullarında, emekçilerin, halkların her gün burjuva kodamanlarıyla çatıştığı bir yerde ve durumda, önceki dönemlerin taktiğine başvurmak, devrimci sürecin gerisine düşmektir. Sürece gerçek anlamda, bilimsel olarak, görünüşte değil müdahale etmek isteniyorsa, bu devrimi başa alan bir mücadeleyle olur.

Türkiye ve Kürdistan'da yığın hareketi, sürekli yeni sorunları, yeni kazanımları ve yeni mevzileri elde ediyor. Ve mücadele bir noktada durmayıp, her gün elde edilen mevzilerin ötesine geçiyor. Ancak, emekçilerin kurtuluşuna bu biçimde varılmaz. Kazanımlar nicelik olarak ne kadar artarsa artsın, zafer için niceliklerin sayısının daha da çoğalması değil, niceliğin niteliğe dönüşmesi, yani nitel bir sıçrama (devrim) zorunludur.

Bu noktada devrimci mücadele çizgisiyle sol muhalefet çizgisi arasında temel bir anlayış farkı var.

Toplumun devrimci dönüşümünü hedefleyen ve bu amaçla ayaklanmalara varan eylemlere girişen, yani tarih yapanlarla, kapitalist sınıfla uzlaşma peşinde koşanlar arasında bir paradoks yaşanıyor. Bu yeni değil, uzun süredir devam eden bir durumdur. İşçi sınıfının, kitlelerin eski sistemle savaşımı derinleştikçe, uzlaşmacı sosyalist hareketler de aynı derecede sistemle uzlaşma çabalarını yoğunlaştırıyorlar. En fazla yaptıkları şey ise tamamen görüntüyü kurtarmak için, yığınları oyalayacak eylemler düzenlemektir.

Ayağa kalkan, mücadele eden halk kitlelerine önderlik etmek ve onları iktidarı ele geçirmek için yönlendirmek için somut ve ciddi çaba içinde olacaklarına, mücadeleyi ve mücadelenin hedefini bulanıklaştırmaya çalışıyorlar.

Ezilen ve sömürülen kitlelerin devrimci mücadelesini hızlandırmak, güçlendirmek ve başarıya ulaştırmak yönünde kendine düşen görevleri yerine getirmeyenler, sanki günün ana sorunu değil de ilerinin, belirsiz bir geleceğin sorunuymuş gibi devrime yaklaşanlar, kitlelere bulanık taktiklerle gidiyorlar.

Bulanıklık şuradadır: devrim günümüzün bir görevi değildir diyorlar. Devrimin ancak bir dizi ilerleme, reform, iyileştirme, yeni mevziinin ardından gelebileceğini söylüyorlar. Gerçek görüşleri tamamen budur. Fakat kitlelerin devrimci mücadelesinden ve devrimin yarattığı etkiden yararlanmak için kendilerinin devrim için uğraş verdiklerini ve devrimi büyütmek için çabaladıklarını söylüyorlar. Bulanıklık buradadır.

Halkın kendi toplumsal mücadelesi, sosyal pratiğini derinlikli bir kavrayışla çözümlemek; bu koşulların yol açtığı çatışmayı bütün yönleriyle ortaya koymak, kısacası kitleleri yaşadığı koşullar hakkında bilgilendirmek ve bilinçlendirmek, bilimsel sosyalizmin görevidir. Güncel gelişmenin nasıl bir mücadeleyi öne çıkardığı, ve proleter devrimci taktiğin ne olması gerektiği, öznelci biçimde değil, var olan toplumsal koşulların ve bu koşulların gelişme düzeyine göre belirlenir. Fakat küçük burjuva ve sol hareketlerin bilimsel sosyalizmi kavrayışları oportünistçe olduğu için, onun ilkelerini somut duruma uygulaması da oportünistçe oluyor.

İşçi sınıfı, emekçi kitleler bu topraklarda, dünyanın en devrimci pratiklerinden birin sergilemesine ve böylece emeğin kurtuluşu için verilen büyük evrensel savaşımda yerine almasına karşın, oportünistlerin politik taktikleri bu durumu kavramaktan tamamen uzaktır.

Gerçekler somuttur. Emekçilerin örgütlenmesi de somut biçimler almıştır. Bir çok yerde işçiler tarafından kurulan komite/konseyler ve Kürt halkının oluşturduğu komünler, halk meclisleri, edilgen, boyun eğen halkın örgütleri değil, son derece aktif, başkaldıran, ayaklanan, savaşan halkın örgütleridir. Zaten devrimci durum, halkın başkaldırması, aktif eylem içinde olması demektir.

Yaşam, mücadele durmadan ilerliyor, gerisinde kalmamalıyız. Yaşam ilerledikçe karşımıza yeni koşullar çıkar daima. Somut koşulları doğru olarak kavrayacak durumda olmalıyız. Taktiğimiz ve eylemimiz somut durumun bilimsel analizine dayanmalıdır. Yoksa sürecin gerisinde kalabiliriz.

Değişen koşulları çözümleme yeteneğine sahip olan ve durumun gerektirdiği politik eylemleri geliştiren proletaryanın gerçek devrimci partisi kitlelere önderlik edebilir ve devrimci yükselişi sonucuna götürebilir.

C.DAĞLI