Saturday, May 19th

Güncelleme:05:44:50 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler C. Dağlı Kitle Hareketi Ve Devrimci Öncülük

Kitle Hareketi Ve Devrimci Öncülük

Kitleler yalnızca devrimci politik öncünün etkisiyle harekete geçmiyor; kapitalist ekonominin, kendi gelişme yasaları nedeniyle de kavgaya atılıyorlar. Kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilerinin emekçileri, sermayeye karşı harekete geçirici etkisi olmadan en yetkin komünist partisi bile kitleleri bu denli etkin olarak harekete geçiremez.

Devrimin gerçekleşmesini, yalnızca kendi politik mücadelesine ve örgütsel çalışmalarına bağlayanlar -ve bu yüzden devrimin henüz çok uzak olduğunu söyleyenler- devrimi gündeme getiren tarihsel ve ekonomik hareketi göz ardı ediyorlar.

Bir taraftan, kapitalist sömürünün yoğunlaştığını, işsizliğin kitlesel olarak patlama yaptığını ve çözülemez bir noktaya vardığını söyleyeceksin; bunun bir sonucu olarak, emekçi sınıfların yoksulluğunun ve yoksunluğunun nasıl derinleştiğini ortaya koyacaksın; ondan sonra emek-sermaye arasında derinleşen ve keskinleşen çelişkilerin kaçınılmaz olarak bir çatışmaya yol açacağını ve yol açtığını yok sayacaksın. Bu, tarihsel gelişmenin diyalektiğini kavrama yoksunluğudur. Bu, kapitalist üretimin hareket yasalarını ve bunun sonuçlarını anlamamaktır. Sınıf mücadelesi ve sınıf mücadelesinin içinde hareket ettiği nesnel, maddi koşullar hakkında bilimsel bir anlayışa sahip olmamaktır.

Emekçiler, işçiler, köylülerin sömürüsü tüm hızıyla sürerken, sermaye büyümeye ve daha az elde birikmeye devam ediyor. Bu sürecin kendisi emekçileri daha büyük çaplı kapışmalara zorluyor. Kitlelerin kurulu sosyal düzeni alt üst eden çatışmaları bir zorunluluktur.

Kapitalizmin son ekonomik krizi, öncekilere göre daha derin ve daha yıkıcı oldu. Böyle olmasının nedeni çok açık: Bireysel sermayeler çok büyüdü. Devlet-tekel bütünleşmesi ileri boyutlar kazandı. Gelişen dünya pazarı temelinde ülkeler sıkı biçimde birbirlerine bağlandı. Karşılıklı bağımlılık ileri noktalara vardı. Öte yandan kapitalizm bugüne dek her kriz sonrasında ortaya çıkan sorunları çözmeyip erteledi ve tüm bu sorunlar, çok daha büyümüş ve birikmiş olarak son krizde kendini çok yıkıcı, sarsıcı biçimde ortaya koydu.

Bunun sonucu, sistemin temelindeki uzlaşmaz sınıf karşıtlıkları ve çelişkileri belirgin biçimde ön plana çıktı ve dünyanın her tarafında sınıf savaşımını ateşledi, hızlandırdı, şiddetlendirdi.

Uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını ileri düzeye çıkararak, devrimi kaçınılmaz ve zorunlu yapan kapitalizmin kendi gelişmesidir, kendi çelişmeli evrimidir.

Halk kitlelerinin yaşam koşullarının kötüleşmesinden, ekonomik, toplumsal ve siyasal yönden kötüleşme anlaşılmalı. Ekonomik yönden sefalet içinde olan emekçiler, bunun zorunlu sonucu olarak, toplumsal yaşam koşulları bakımından da tam bir yıkım içine girerler. Bir kimsenin toplumsal durumu, onun ekonomik durumundan bağımsız değildir. Emekçi kitlelerin yaşam koşullarını, bütünlüğü içinde kavramalıyız.

Emekçi ve ezilen kitlelerin durumunun kötüleşmesi, politik koşullardaki değişimden, kapitalist sınıfın, emekçi sınıflar üzerinde artan baskısından da ayrı olarak ele alınamaz. Sermayenin emekçiler üzerindeki politik baskısı arttıkça, kitlelerin yaşam koşulları daha da kötüleşir.

Bunu anlamak için halk yığınları üzerinde politik baskının, asker ve polis terörünün, katliamların ve gerici burjuva şiddetin her türünün uygulandığı, kitlelerin en küçük ve en önemsiz eyleminin bile acımasızca ezildiği askeri faşist darbe dönemlerine bakmak yeterlidir.

Burjuvazinin gerici zoru, kendi karşıtını yaratmıştır. Burjuvazinin uyguladığı baskının, gerici şiddetin sınırları aşması, yani kitlelerin dayanma sınırının üstüne çıkması, halk kitlelerinin, sermayeye ve devletine karşı mücadelesine ve başkaldırılarına yol açmıştır.

Burjuvazinin bu toplumda her türlü dayanaktan yoksun olan emekçilere yönelik ekonomik ve politik baskısı ve saldırılarının, kitlelerde derin bir öfke ve hoşnutsuzluk yaratacağı açık. Toplumsal hoşnutsuzluk kendini kendiliğinden eylemlerle dışa vurmuştur. Kapitalist sömürüye ve baskıya karşı duyulan büyük öfke ve derin hoşnutsuzluk daima kitlelerin kendiliğinden eylemlerini beslemiştir. Aradaki sıkı bağ işi anlaşılmalı.

Bizde yığın eylemlerinin sadece kendiliğinden geliştiği söylenemez.

Bunu belirtmemizin nedeni, işçileri, halkları kavgaya iten etkenleri çok yönlü olarak algılamak ve bilince çıkartmaktır.

Bunun yanı sıra şu da bir gerçek; bu etkenlerin her birinin mücadeleye yansıması aynı değildir. Her biri mücadeleye farklı biçimde etkide bulunur. Her etkenin –ekonomik, toplumsal, politik- kitleleri harekete geçirme rolü ve etkisi farklıdır. Etkenlerden hangisinin yığınları devrimci eyleme geçirmede öne geçeceği, ağırlığı olacağı, tahrik edici olacağı değişebilir. Ama biz kitleleri harekete geçiren tüm gelişmeleri somut olarak ortaya koyabilirsek, tüm bunları görebiliriz.

Söylemeye bile gerek yok ki, dünyadaki politik değişiklikler, ekonomik dünya krizi, halk ayaklanmaları, her ülkedeki emekçi kitlelerin mücadelesini az ya da çok etkiler.

Örgütlü devrimci hareketin rolü ve etkisi açıklanmadan, halkın, emekçi sınıfların on yıllardır süren ekonomik ve politik mücadelesi anlaşılamaz.

Bugüne değin milyonlarca insan, devrimci mücadelenin tüm yılları boyunca devrimci, sosyalist eğitimden geçti, bilinçlendi, örgütlendi ve eylemden geçti. Proletaryanın sınıf mücadelesinin, kitlelerin devrimci mücadelesinin yıllarca sürmesinde ve bugünkü ileri noktaya gelmesinde devrimci güçlerin, komünistlerin etkisi ve öncülüğü çok açıktır.

Ezilen ve sömürülen kitleler, kapitalizmin ekonomik ve politik baskısına karşı ne denli öfke duysalar ve nesnel koşullar onları harekete geçirmeye ne kadar uygun olursa olsun, yine de hareketin başarıya ulaşması için devrimci bir gücün girişimi ve öncülüğü gerekiyor.

Faşizmin ağır baskıları ve şiddetli saldırıları altında, emekçi sınıfın çıkarlarını, devrimin çıkarlarını savunan, devrimci mücadeleyi kesintiye uğratmadan devam ettirenler, gerçek devrimci öncülerdir, proleter komünistlerdir.

Hiç kuşkusuz, proleter sınıf örgütleri yalnızca devrimci politik örgütle sınırlı değildir. Proleter kitlelerin diğer sınıf örgütleri de var. Fakat devrimci komünist parti, işçilerin diğer sınıf örgütlerine öncülük etme, onları ideolojik ve politik olarak yönlendirme yeteneğine sahip, emekçi sınıfın politik örgütüdür.

Kürdistan’da halk kitleleri, diğer şeylerin yanı sıra, ulusal baskının etkisiyle, Türkiye’nin tekelci kapitalist düzenine karşı büyük bir öfkeyle eyleme geçmişlerdir. Kendiliğinden eylem burada da vardır ve olacaktır. Fakat orada halk UKH tarafından son derece geniş ve iyi bir şekilde örgütlenmiştir. Halk hareketi örgütlü temelde gelişiyor. Kürdistan’da halkın örgütlü politik mücadelesi, birleşik devrimin başarıya ulaşmasının etkin bir gücüdür.

Yığınlar, kendi taleplerini açıkça ortaya koyacak devrimci bir bilince ulaşmışlardır. Gerçek komünist partinin devrimci programı yıllar önce yazıldı. Marksist-Leninist dünya görüşünün emekçiler arasındaki propagandası çok eskilere dayanıyor. Şimdiye dek dağıtılan çok sayıdaki sosyalist dergi, kitap, broşür, bildiri vb. emekçilerin, kitlelerin sosyalizme kazanılmasında büyük bir rol oynadı. Proletarya enternasyonalizmi bilinci ve bilgisi devrimci emekçilerin arasında iyice yer etti.

Devrimin gerçekleşmesi için, devrimci öncünün, savaşan komünist partisinin çabaları, müdahalesi gerekiyor. Öncü güç ise, devrim için harekete geçmek için, iyice güçlenmeyi, çok büyük olanaklara kavuşmayı beklememeli. Politik öncü daha o duruma gelmeden, burjuvazinin artan saldırılarıyla birlikte emekçi sınıf, toplumsal kurtuluşunu daha erken elde edecek bir duruma gelebilir. Ve bizde durum bu yöndedir. Burada işçi sınıfının gerçek devrimci öncüsünün devrimci perspektifi, girişimleri ve hareket biçimi belirleyici rol oynar.

Devrim için, iktidar için harekete geçmeden önce gücünün ve olanaklarının en ileri düzeye çıkmasını bekleyenler oportünist ve sosyal reformist partilerdir. Birçok ülkede uzlaşmacı sosyalist ve komünist partileri bu düşünceden hareket etmişlerdir. Ve bu partiler hiçbir zaman da kendilerini devrimi gerçekleştirmeye girişecek denli güçlü görmemişlerdir.

Türkiye ve Kürdistan’da emekçiler, halk yığınları, kurulu sosyal düzeni alt üst edecek bir düzeydedir.

Bu durumda, iktidarın ele geçirilmesi, güncel mücadelenin ana sorunudur, merkezi sorunudur, belirleyici sorunudur.

C.DAĞLI