Her defasında öncekileri aşan yeni bir olay, yeni bir eylem ardı ardına gerçekleşiyor. Yığın eylemleri gitgide sıklaşıyor. Hem eylemlerin sayısı durmadan artıyor hem eylemlere katılanların sayısı çoğalıyor. Eylemlerin boyutları arttıkça devrimci politik etkisi de kendisini açık olarak gösteriyor. Yığınsal savaşım, sınıf mücadelesinin en önemli olgusu durumuna geldi. Devrimci savaşımın yoğunlaşması ve genişlemesi, devrimin nasıl olgunlaştığını ortaya koyuyor.
Bugün geniş emekçi kitleleri harekete geçmekle birlikte, ortaya çıkan büyük güç henüz devrimin gerçek potansiyelini ifade etmiyor. Devrimci savaşımın gerçek gücü harekete geçenlerden daha büyüktür. Üstelik sınıf savaşımının potansiyeli sabit değil, sürekli büyüyen bir güçtür ve daha tümüyle harekete atılmış durumda değildir.
Ne var ki, kapitalist sistem her geçen gün yeni halk kitlelerini eski topluma karşı savaşıma itiyor. Emekçi kitleler emeğin sermayeye kölece bağımlılığının farkına vardıkça, kendilerini ezen ve sömüren kapitalist kölelik düzenine karşı eyleme geçiyorlar. Uzun yıllar boyunca kapitalist sömürü ve baskı öylesine yoğunlaştı ki, bunun sonucu eski toplumu havaya uçuracak çok miktarda güç birikimi, çok miktarda patlayıcı birikimi oluştu. Şimdi devamlı yükselen ve şiddetlenen devrimci mücadele bu potansiyel gücü, bu patlamaya hazır dinamikleri etkin bir şekilde açığa çıkarıyor.
Halk yığınlarını eyleme geçiren ve eylemleri sürekli duruma getiren, süren güncel devrimdir. Emekçi sınıfların devrimci enerjisini harekete geçiren güçlü etki ancak devrim hedefi olabilir. Küçük burjuva uzlaşmacı hareketler de, son dönemlerde yayınlarında “kitlelerin enerjisinin harekete geçirilmesi”nden söz etmeye başladı. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da Leninist Parti’nin görüşlerini, kavramlarını alıp kendi görüşleri arasına yerleştiren bu çevreler, kopya ettikleri kavramların devrimci içeriğini hiç anlamadıklarını kanıtlamış oluyorlar. Sanıyorlar ki, kitleleri devrimci eylemlere yönelten kendi oportünist ve reformist politikalarıdır. İşçi sınıfını ve bir bütün olarak halk kitlelerini, Kürt halkını eylemlere yönlendiren kitlelerin kendi istemleridir. Açıklanan istemlerin gerçekleşmesi kurulu toplumsal düzenin altüst olması demektir. Bu, bir devrim demektir. Çünkü devrim politik ve toplumsal altüst oluştur. Hiç bir reformist politika halkları bu denli derinden etkileyemez ve onları yıllarca eylemden eyleme koşturamaz.
Bizim küçük burjuva sosyalist hareketlerimiz nasıl ki, dünya devrim deneyimlerini anlama yeteneğine sahip değillerse, aynı şekilde her gün olup biten devimci yığın eylemlerinin anlamını kavrama kapasitesine de sahip değiller. Son dönemlerin en büyük devrimci kitle hareketleri olan Newroz eylemlerini, TEKEL işçilerinin etkin mücadelesini ve 1 Mayıs’ta Taksim’de yaşanan devrimci patlamayı devrimle olan ilişkisinden kopararak ele almaları, o büyük resmi çizme durumunda olmadığını tanıtlıyor. Oysa ki, her grevin, her sokak gösterisinin, her çatışmanın ardında devrim vardır. İşte kitlelerin esin kaynağı, kendine yeni bir gelecek gösteren bu devrimdir. Burjuvaziyi asıl ürküten her grevin, her ciddi halk eyleminin ardındaki bu devrimdir.
Devrim nesneldir ve zorunludur, bu nedenle kendini her toplumsal olayda hissettirir. Çeşitli kaynaklardan sürekli beslenmekte, gücü etkisi ve ağırlığı durmaksızın artmaktadır. Beslendiği kaynaklar maddi koşullar, nesnel koşullar ve öznel koşullardır. Tüm bu koşullar devrimi olgunlaştırmakta ve kaçınılmaz yapmaktadır. O halde devrim bilinmez bir dönemin görevi değil, aktüel bir görevdir.
Devrimi gerçekleştirmek için, görevlerini yerine getirmeye niyeti olmayan uzlaşmacı sosyalist çevrelerin, en bilinen itirazı, zamanlamadır. Onlara göre yapılacak devrim zamansız bir devrim olacaktır ve bu nedenle yenilgisi kesindir. Oysa ki, maddi koşullar devrim için olgunlaşmıştır. Zamansız bir sıçramanın getireceği yıkımın ne olduğunu dünya işçi sınıfı hareketinin deneyimlerinden biliyoruz. Fakat bütün dünyada maddi koşulları olgunlaşmışken, günümüzde mevsimsiz devrimlerden söz edilemez. Bu topraklar ise çoktandır bir devrim toprağı haline gelmiştir.
Bizde yükselen devrim dalgasını ezmek için, devrimci hareket burjuvazi tarafından 12 Mart ve 12 Eylül’de bastırıldı. Ama bunun sonuçları söylendiği gibi kalıcı değil, geçici oldu. Devrimci hareket geçici gerilemenin sonuçlarından dersler çıkardı ve mücadelesini en ağır koşullarda bile sürdürdü. En çok örnek verilen 12 Eylül koşullarında bile proletaryanın gerçek devrimci hareketi, partisi, devrimci mücadelesini kesintiye uğratmaksızın devam ettirme yeteneğini sergilemiştir. Verilen kararlı ve militan mücadele sonucu devrimci hareket bugün çok daha güçlü duruma gelmiştir. Bizde devrimci mücadele zafere ulaşmamıştır fakat çok şiddetli geçen bu mücadelenin kitlelerin bilincinde ve harekete geçmesinde yarattığı devrimci etkiler, kolay kazanılan bir zaferden daha derin olmuştur. Bu yüzden hiç kimse proletaryayı ve halk kitlelerini girişilecek devrimin bastırılması halinde doğacak geçici etkileriyle korkutmasın. Devrimci kitleler böyle bir deneyimin verdiği güçle çok daha ileriye, zafere gitmesini bilecektir.
Hiç bir devrimci, devrime sırt çevirmedikçe, kendi hazırlıkları yeterli değildir diye bir devrim girişimi dışında kalamaz. Bir devimcinin görevi, her koşulda devrim için mücadele etmektir. Eğer nesnel koşullar bir devrimi dayatmışsa, yapılması gereken, devrime katılmak ve bu devrimi sonuna dek götürmektir. Oysa ki, bizim reformistlerimiz ve oportünistlerimiz devrimin her bakımdan olgunlaştığı koşullarda bile, devrimden uzak durmak için çeşitli gerekçeler üretebiliyorlar. Devrimin, mücadelenin dışında kalmak için bu çevreler her zaman bir gerekçe bulmuştur. Devrim mücadelesi ne zaman zor bir döneme girse, devrim bugün bir hayaldir deyip, devrim hayallerini bile bir kenara bırakmışlardır. Devrimci yükselişin kendisini herkese kabul ettirdiği bugünlerde ise, “Biz hazır değiliz” ya da “Koşullar uygun değil” bahanesine sığınıyorlar. Oysaki devrimin nesnel koşulları, devrimcilerden, yüreklice yığınların savaşımına önderlik etmeyi ve devrimi hızlandırma görevini yerine getirmelerini istemektedir.
Devrimci koşulların gerektirdiği devrimci görevleri yerine getirme kapasitesine sahip militan bir devrimci hareket var. Bu hareket uzun yıllar geçmesine rağmen, genel olarak burjuvazi karşısında canlılığını ve kararlılığını korumuştur. Devrimci marksist hareket sınıf mücadelesinin değişen koşullardaki görevlerini yerine getirmek için devrimci niteliğini daima geliştirmiş ve emekçi halk hareketini bir bütün olarak ileriye götürebilmiştir. Bugüne değin canlılığını ve devrimci mücadelenin sürekliliğini sağlamış olan bu hareket, devrim girişimini de zafere götürecek niteliklere sahiptir.
Devrimci bir güç ancak karşıtı karşısında dayanıklılığını ve savaşçılığını gösterebilir. Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi son derece güçlü bir karşıtla (Türkiye burjuvazisiyle) savaşımında ne denli dayanıklı ve mücadeleci olduğunu yeterince kanıtlamıştır. Yıllar boyunca sadece Türkiye tekelci sermayesiyle mücadele etmekle kalmadık, aynı zamanda Türkiye burjuvazisiyle birlikte davranan dünya burjuvazisine karşı da kavga vermek zorunda kaldık. Evet, karşımızda birleşmiş bir burjuva dünyası var. Böylesine birleşmiş-güçlü bir düşmanla savaşmak, bizi son derece dayanıklı ve sağlam duruma getirmiştir. Böylesine deneyimli ve donanımlı bir güç, karşıtını, burjuvaziyi yenebilir ve hedefine ulaşabilir.
Bu topraklarda dünyanın en derin devrimci bunalımlarından birisinin yaşanmakta oluşu, devrimci kitlelerin hedefine ulaşmasını kolaylaştıran bir durumdur. Devrimci bunalımın ne denli derin olduğunun en kabul ettirici kanıtı dünyanın en yoğun ve şiddetli kitle mücadelesinin ve devrimci savaşımının burada yaşanıyor olmasıdır. Sadece birkaç haftada görülen yoğunlukta ve yaygınlıkta kitle hareketi şu sırada dünyanın başka bir ülkesinde yoktur. Türkiye ve Kürdistan halkları dünya halkları arasında ileri bir yer edindiyse işte bu şiddetli devrimci savaşımı nedeniyledir. Kitlelerin devrimci savaşımı her seferinde, politik etki, geniş kitleleri harekete geçirme ve devrimci nitelik yönünde daha ileri bir noktaya doğru ilerliyor; daha doğrusu ileriye doğru bir sıçrama yapıyor.
İşçi sınıfı ve halk kitleleri burjuvaziye ve onun faşist devletine karşı doğrudan eyleme başvurmaksızın devrimin nesnel ve öznel olanaklarını devrime çeviremezler. Dünya devrim deneyimleri ve kendi devrimci mücadele deneyimlerimiz devrimci kitlelerin ancak doğrudan eylemlerle, devrimci saldırıyla mücadeleyi ileri aşamalara vardırabileceğini göstermiştir. Koşulları oluşur oluşmaz emekçi kitlelerin yapacağı saldırı, halk yığınlarının bilincinde ve pratik hareketinde devrimci bir sıçrama yaratır ve dönüşüme uğratır.
Bugün devrimin koşulları ve olanakları bu kadar gelişmişken, yığınları devrimi gerçekleştirmek için cesaretlendirmeyenler ve bu harekete öncülük etmekten kaçınanlar, sınıf mücadelesi çok seyrekken, işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyi çok zayıfken, onları yüreklice güneşi ele geçirmeye çağıran o büyük devrimci şair Nazım Hikmet’i nasıl anlayabilirler. Reformist yasal sol partilerde ve oportünist hareketlerde Nazım’ın devrimci yürekliliğinin yüzde biri bile var mı? Devrimci şair o koşullarda bile “Güneşin zaptı yakın” diye sesleniyordu kitlelere büyük bir güvenle. Bir de devrimci durumun olduğu bugünkü koşullarda, devrimi bilinmez bir geleceğe erteleyen şu öngörüsüz, perspektifsiz, yüreksiz küçük burjuva sol hareketlerin tavrına bakın. Arada ne büyük bir fark var. Bugün devrim için doğrudan bir mücadeleyi zamansız bulanlar, 71 koşullarında devrim yapmak için yiğit bir devrimci çıkış yapan Denizleri nasıl anlayabilirler.
Proletaryanın devrimci partisinin güncel pratik görevi devrimci kitlelerin yığınsal savaşımının içinde yer almak, desteklemek, boyutlandırmak, keskinleştirmek ve doğrudan eylemlerle iktidarı ele geçirmeye yönlendirmektir. Sürmekte olan savaşımın sonucunu tayin edecek olan işçi sınıfı ve partisinin yürekli devrimci girişimleridir.
C.DAĞLI






