Marksizm zengin içeriği olan bir toplumbilimdir. Zengin içeriğinden dolayı Marx’ın görüşlerini aktaranlar, görüşlerin şu ya da bu yönüne ağırlık verebiliyor. Aynı yaklaşım Lenin’in görüşlerine ilişkin de yapılıyor. Bu yaklaşım biçimi, Marx ve Lenin’in düşüncelerini bütünlüklü kavramaktan uzaktır. Komünist düşünürlerin fikirleri bütünlüğü içinde ve devrimci özüyle kavranmalıdır.
Marx, toplumun ekonomik yapısını ele aldığı zaman, görüşlerini salt ekonomik yapıyla sınırlandırmaz, temel yapıyı, politik, estetik üstyapıyla birlikte karşılıklı ilişki içinde irdeler:
“Yaşamlarının toplumsal üretiminde insanlar kaçınılmaz ve istençlerinden bağımsız belirli ilişkilere, maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme aşamasına uygun üretim ilişkilerine girerler. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun ekonomik yapısını, üzerinde hukuksal ve politik bir üst yapının yükseldiği ve belirli toplumsal bilinç biçimlerinin tekabül ettiği gerçek temeli oluşturur.”
Marx, ulaştığı bu materyalist sonuçları tüm teorik eserlerinde uygular. Toplumun ekonomik temelini politik biçimle ilişki içinde incelediği ünlü eseri “Kapital” diyalektik materyalizmin başarılı bir örneğidir.
“Kapital” salt üretici güçler, üretim tarzı, üretim ilişkilerinin irdelenmesinden ibaret değildir. Orada, ekonomik ilişkilerin son kademede belirleyici olduğunu, fakat politik, hukuki yapının da temel yapı üzerinde etkide bulunduğunu gösterir. Fabrika çalışmasıyla, eğitimin birleştirilmesi üzerine fikrini söyler ve politeknik eğitimin önemi üzerinde durur. Sosyalizmde bunun yaygınlık kazanacağını söyler. Aynı zamanda burjuva aile yapısı, kafa ve kol emeği ile kent ve kır karşıtlığına burjuva eşitlik, özgürlük anlayışına da yer verir. Devleti başlı başına ele almaz fakat ekonomik temelin üzerinde politik yapının nasıl yükseldiğini ve biçimlendiğini doğru biçimde ele alıp gösterir. “Kapital” ekonomik ilişkilerin yanında diğer konulara da bütünlüklü olarak yer verdiği için başarılı bir çalışma olmuştur.
“Kapital”i bu bütünlük içinde görmeyenler, yapılan bu ciddi çalışmadan gerçek ve tam bir sonuç çıkaramazlar.
Kapitalist toplum anlaşılmadan, geleceğin sınıfsız, sömürüsüz toplumu da anlaşılamaz. “Kapital” bize kapitalist toplumu anlamayı ve sosyalizm koşullarının bu toplumun içinde nasıl oluştuğunu gösterir.
Marx, “Kapital”in birinci cildine yazdığı önsözde burada yazılanları nasıl anlamamız gerektiğini de açıklıyor: Proletaryanın tarihsel görevi kapitalizmi yıkmak ve sınıfları ortadan kaldırmaktır.
Marx, kapitalizmin ekonomik yasalarını incelerken, şu yalın ve kesin sonuca ulaşır: Kapitalizmin ekonomik yasaları, işleyişi kaçınılmaz bir zorunlulukla sınıfların ortadan kaldırılmasının nesnel koşullarını yaratır.
Sınıflardan birbirine gidişlerin olması, sınıfların birbirinden ayrılmasını, uzlaşmaz karşıtlığı ve sınıf mücadelesinin gerçeğini değiştirmiyor. Feodal düzenden farklı olarak, kapitalizmde sınıflardan birbirine geçişler olanaklıdır. Kimi durumlarda tek tek işçiler, ücretli emekçi olmaktan çıkıp, burjuva sınıfa doğru yol alabilir. Ama tüm bu durumlar sınıfların varlığını, sınıflar arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıyor. Sınıfların birbirinden ayrılması, sermayenin büyümesiyle birlikte iyice derinleşir.
İdeolojik mücadele alanında da benzer bir gelişme yaşanır. İşçi sınıfı hareketi içindeki uzlaşmacı hareketler, aralarında uzlaşmaz karşıtlık olan düşman sınıfları uzlaştırmak; “barış içinde bir arada” olmasını sağlamak için tutkulu bir çaba gösterirler. Bunun ideolojik zeminlerini hazırlamak için, sosyalizmin oportünist yorumuna başvururlar. Devrimci proleterlerin bakışlarındaki keskinliği sisli hale getirmek için, marksizmi devrimci özünden kopartarak savunurlar. Devrimci marksizmle, oportünizmi yakınlaştırmak, kaynaştırmak için gösterilen tüm hararetli uğraşlara rağmen, devrimci marksizmle her türden uzlaşmaz akım arasındaki ayrılma çok daha boyutlanıyor.
İşçi sınıfı hareketi içindeki uzlaşmacı eğilimlerle ideolojik kavga yıllardır sürüyor bu topraklarda. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı ideolojik mücadelesini flulaştırmak için yapılan oportünist girişimler ve buna karşı verilen mücadele yetmişli yılların tümünü kaplar. Aynı kapışma doksanlı yıllardan bu yana onların yerini alan çevrelerle sürüyor. Burjuvaziyle uzlaşma çabaları, küçük burjuva sosyalist çevrelerin istediği sonucu vermediği gibi, emekçi hareketindeki ideolojik, politik akımlar arasındaki ayrım çok daha kalınlaştı. Bu ayrım gitgide çok daha geniş devrimci kitlelerin gözünde netleşiyor.
İşçi sınıfı içindeki farklı hareketlerin birbirinden uzaklaşmaları, ayrılmaları pratikte şöyle bir sonuç veriyor: Sosyal reformist ve oportünist akımlar burjuvaziye çok daha yanaşırken, devrimci Marksizm, devrimi gerçekleştirme yolunda sağlam ve emin adımlarla ilerliyor.
Devrimci marksizmi devrimci mücadelesinde somutlayan Leninist Parti, tüm temel sorunlarda diğer hareketlerden ayrı düşündüğünü her önemli olayda gözler önüne seriyor. Proleterlerin devrimci partisinin verdiği bu mücadele, proleter sınıfın devrimdeki devrimci rolünün daha da açıklık kazanmasını sağlıyor.
Teori pratikten kopuk olarak kavranamaz. Teori ile pratiğin birbirinden ayrılığı sosyalist bilime kadar süregelen eski anlayışın bir özelliğidir. Teoride, sanatta vb. belirtilenler yaşamdan uzaktır. Toplumun gerçekleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Marksizmde ise teori ile toplumun sosyal pratiği arasında sıkı bir ilişki var. Sosyalizm, sınıflar savaşımının düşünce biçiminde insan kafasında yansımasından başka bir şey değildir.
Devrimci teoriyi sınıf mücadelesi dışında, toplumsal gelişmeyle bağını kurmadan öğrenmek isteyenler çok oldu. Hatta böylelerinin entelektüel bilgi edinmede, Marx’ın, Engels’in Lenin’in görüşlerini ifade etmede, devrimci militanlardan daha ileri gittikleri dönemler olmuştur. Fakat yaptıkları Marksizmin devrimci, yaşayan özünü kavramak değil, sadece lafzını ezberlemek olmuştur. Onlar hiçbir zaman marksizmin devrimci içeriğini anlayamadılar. Çünkü teoriyi emekçi kitlelerin altüst edici pratiği dışında öğrenmek istiyorlardı. Teoride ve taktiklerde proletaryanın, geniş kitlelerin yolunu açan onlar değil; marksizm-leninizmi gerçek anlamda kavrayan, pratik alanda olan kadrolar oldu.
Komünist düşünürlerin sürekli olarak söyledikleri şu olmuştur: Marksizm bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur. Bir irdeleme yöntemidir. Bilimsel ve devrimci bir yöntem olarak toplumsal gelişmeye, değişen koşullara, yaşamın yeni gerçeklerine uygulanmalıdır, canlı bir ilişki içinde olmalıdır.
Yeni olguları anlamada, somut durumu kavramada ve doğru politikaları belirlemede dayanağımız her zaman marksizmin devrimci yöntemi olmuştur. Fakat marksist yöntemi bir kalıp olarak uygulamadık. Somut koşulları kendi çabamızla inceledik, marksist diyalektik materyalizm yöntemini bu çerçevede uyguladık. Görüşlerimizin yaşam tarafından doğrulanması, marksizm-leninizmin devrimci teorisini ve yöntemini doğru olarak kavrama ve uygulamamızın bir sonucudur.
Yaşama, yaşamın gerçeklerine, sınıf mücadelesinin gelişimine devrimci açıdan bakmalıyız.
C.DAĞLI






