İşçi sınıfı, diğer emekçiler ile gençlik günlük mücadelelerinde yıllarca verilen uzun ve zorlu savaşımın getirdiği ikincil sonuçlara dayanıyor. Devrimin yan sonuçlarından, yan ürünlerinden, ikincil kazanımlarından söz edilmekle birlikte, bu alanda ortaya çıkan durum yeterince bilince çıkarılmış değil. Hep devrimci mücadelenin ileride elde edeceği ikincil kazanımlardan bahsediliyor; fakat elde edilmiş olan pratikte kullanılanlar üzerinde hiç durulmuyor.
Dünyada ve bizde devrimin birçok yan ürünü, proletaryanın verdiği devrim mücadelesi sırasında ve mücadelenin baskısıyla elde edilmiştir. Sınıflar arası güç dengesinin emekçilerin lehine çevrilmesinin getirileridir bunlar.
Dolayısıyla güçler dengesi emekçilerin aleyhine değişir değişmez bunlar, yitirilmeyle karşı karşıya olan mevzilerdir. Elde edilmeleri de, yitirilmeleri de, hem ülke düzeyindeki, hem de dünya çapındaki sınıf mücadelesinin düzeyine, gelişimine ve etkililiğine bağlıdır.
Sınıf mücadelesinin, devrim mücadelesinin yan ürünleri, grev, yığınsal toplantılar, emekçilerin gösterileri, mitingleri, yasal basın ve yayın çalışmaları, sendikal örgütlenme, ekonomik ve politik araçların kullanılması ve çeşitli ekonomik hakların kullanılmasına değin geniş bir alana uzanır. Emekçi sınıflar günlük mücadelenin, sınıf savaşımının, kitlelerin devrim mücadelesinin ikincil sonuçlarını belli düzeylerde kullanıyorlar.
Türkiye ve Kürdistan'da süren devrimci mücadele devrimin gerçekleştiği birçok ülkeye göre geri yönlerinin yanında, ileri yönlere de sahiptir. Hareket geniş kitlelere dayanıyor. Kitleler uzun ve zorlu kavgalardan geçerek, büyük bir savaşım deneyimi kazanmışlardır. Sınıf savaşımı, egemenlerle halklar arasındaki çatışmalar birçok yere göre çok daha şiddetli geçmektedir. Halk kitlelerinin savaşımı bu denli uzun ve şiddetli olunca, bunun yan ürünleri de olacaktır. Ezilen ve sömürülenler, devrimci kitleler ekonomik ve politik alanda ne elde etmişlerse, tümünün temelinde büyük mücadeleler vardır.
Devrim mücadelesinin ikincil sonuçları, yan ürünleri, işçi sınıfını, halk kitlelerini kurtuluşa götürmez. Mücadelenin güncel kazanımları ne kadar genişlerse genişlesin ,yine de emekçiler sonuçta kurulu toplumsal sistemin sınırları içinde kalır. Sınıf mücadelesinin günlük kazanımları ne denli artarsa artsın, burjuva toplum sınırları aşılmış olmayacaktır. Kapitalist düzenin bu şekilde aşılacağını düşünmek oportünizmdir.
Eğer sınıf mücadelesinin günlük sonuçlarına devrimci bir bakış açısıyla bakılmazsa, devrimin yan ürünleri ,devrimci işçileri, devrimci kitleleri ve devrimci hareketi vuran birer araca dönüşürler. Zaten burjuvazinin de yapmak istediği budur: Emekçi kitlelere çeşitli ödünler vererek devrimi engellemek, boşa çıkarmak ve sonuçsuz bırakmak.
Devrimi göze alamayan, bu perspektife ve güce sahip olamayan çeşitli oportünist ve sosyalist hareketler, kitleleri, yıllarca elde edilen ödünlerle oyalamıştır. En ileri gittikleri nokta ise koparılan ödünlerin sayısını arttırmak olmuştur. Tekelci burjuvazi bu oportünist, reformist, küçük burjuva sosyalist hareketler sayesinde, onların emekçilerin elini kolunu, mücadelenin ikincil sonuçlarına dayanarak bağlaması sonucu ,sınıf egemenliğini ve sınıf düzenini sürdürebilmiştir.
Gerek oportünist, reformist gruplar, gerek sendikalar bu zeminler üzerinde varlığını devam ettirmişlerdir. Ne var ki, burjuvazinin verdiği ekonomik ve politik tavizlerin hiçbir güvencesi ve kalıcılığı yoktur. Ekonomik krizler, sermayenin rekabetten kaynaklanan hareketleri, artan işsizlik, değişen politik ortam ve değişen sınıflar arası güç ilişkileri, emekçilerin elde ettiği ne varsa tümünün yitirilmesini beraberinde getirebilir.
Devrimin temel, ana hedefi, birincil sonucu ve eseri,iktidarın işçi sınıfı ve emekçiler tarafından ele geçirilmesidir; ekonomik ve toplumsal yapının dönüştürülmesidir. Emekçiler iktidarı almadan, elde edilen ekonomik ve politik kazanımların, ödünlerin, sonuçların hiçbir kalıcılığı yoktur.
Devrim ise hakların, reformların ve devrim mücadelesinin başka yan sonuçlarının arkasına itilerek değil ,en öne alınarak niceliğin niteliğe dönüştürülmesiyle gerçekleşir. Bu nokta, proleter devrimci komünistlerle, oportünist ve reformistler arasında temel bir ayrım noktasıdır.
Yunanistan'da işçi, halk ayaklanması aylardır sürüyor. Sadece şimdi değil, bu ülke defalarca büyük halk eylemlerine, halk ayaklanmalarına sahne oldu. Bu kez iktidarın ele geçirilmesi yönünde sloganlar atıldı. Eylem alanı olan Syntagma Meydanı'nda iktidar hedefi için söylenen laflara karşın, pratikte bu yönde ciddi bir yönelim, hazırlık ve girişim yok; sorun yalnıza iktidara gelmenin gerekliliğinin, zorunluluğunun lafını etmek değil, bu doğrultuda gerçekten mücadele etmektir. Kitleleri bu yönde yüreklendirmektir, devrimi pratikte hızlandırmaktır.
Aynı durum uzun süredir Madrid Puerta de Sol Meydanı'nda eylem yapan ve ülkenin pek çok kentinde eylem içinde olan, hükümet güçleriyle çatışan İspanya'daki emekçi kitleler için de geçerli. İktidarın ele geçirilmesini hedeflemeyen bu eylemler, yığınlara devrim yolunda çok önemli deneyimler sağlar, bir okul görevi görür. Fakat asıl hedef eylemleri devrime dönüştürmektir. Devrime dönüştürülemeyen kitle eylemlerinin, ayaklanmaların ardından yorgunluk, yozlaşma ve çözülme gelebilir. Koşullar orada -Yunanistan, İspanya- son derece uygun. Ekonomik kriz, politik ve toplumsal, insani kriz boyutuna varmış durumda. Krizin sonuçlarından yalnızca işçiler ve diğer emekçiler etkilenmiyor, orta sınıflar da bu yıkımdan şiddetle etkileniyorlar. Bir avuç kapitalist dışında toplumun büyük bir kesimi sermayenin saldırılarına karşı harekete geçmiş durumda. Böylesine devrimci koşullarda, devrimci durumda, ertelenemez, temel, birinci görev devrimle iktidara gelmektir. Bu durumda devrilemeyen kapitalistlerin egemenliği başka zamanda kolay kolay devrilemez. Bu görev devrimci proletaryaya, devrimci kitlelere, devrimci öncü güçlere düşer.
Aynı şartların oluştuğu Türkiye ve Kürdistan'da kitlelerin devrimci dönüşümü çok hızlı oluyor. Yığınlar eylemlerle dönüşüyorlar. Eylemler ise sürekli, yaygın ve yoğun. Öte yandan, insanları ileriye, devrim saflarına çeken yaşanmış iyi örneklerin, devrimci mücadelenin de bunda kesin etkisi var. Devrimci eylemlerin olmadığı, durgunluğun olduğu ülkelerde yığınların değişimi daha yavaş olur; her günün eylemle geçtiği bu topraklarda ise devrimci değişim daha çabuk oluyor.
Halkların enerjisini, güçlerini, patlayıcılarını serbest bırakan devrimci eylemlerdir. Devrim kitlelerin birikmiş güçlerinin, enerjisinin harekete geçirilmesiyle başarıya ulaşır. Devrimci eylemlerle açığa çıkarılan bu büyük devrimci devinim, mücadelenin ikincil sonuçlarıyla oyalanıp söndürülmemeli.
Devrimci durumun gün gün olgunlaşması, devrimci yığın eylemlerinin, ayaklanmalarının kesintisiz gelişimi, bize yeni bir sınıflar ilişkisini, sınıfların yeni bir nesnel karşılıklı ilişkisini veriyor. Yeni durum sistemin krizinin derinleşmesi demektir. Biz bu durumdan yararlanıp, tekelci kapitalist egemenliği devirebiliriz.
Bu görevi yerine getirecek olan gerçek proleter devrimci güçler bu yeteneği, bu düzen güçlerinin en ağır saldırıları altından geçerek kazandılar. Burjuvazinin bugüne kadarki bütün baskıları ve saldırıları başarısızlığa uğradı. Devrimin zafer yolunda ilerlemesi önlenememiştir.
Burjuvazi devrimi önleyememiştir ama devrim burjuvazinin egemenliğini devirecek bir konuma gelmiştir;birincil hedefi olan emeğin devrimci iktidarı yönünde emin adımlarla ilerlemektedir.
C.Dağlı






