Saturday, May 19th

Güncelleme:05:44:50 PM GMT

Başlıklar:
Buradasınız: Anasayfa Makaleler C. Dağlı Demokratik Özerklik Üzerine

Demokratik Özerklik Üzerine

Kürdistan’da açıklanan “Demokratik Özerklik”in toplumsal dayanakları olarak köy komünleri ve kent meclisleri, mahalle meclislerinin uygulanmasına geçilince, beraberinde, bunların niteliği, işleyişi ve görevleri de tartışılmaya başlandı. Yapılan tartışmalarda, konu üzerine daha önceden yapılan teorik değerlendirmelerin hatalı olmasının payı var: komünlerin, halk meclislerinin niteliği, hedefleri ve görevleri bilimsel olarak açıklanamazsa, pratikte kitleler çeşitli güçlükler, yanlışlar ve açmazlarla karşılaşırlar.

Halk kitleleri tarafından, kendi doğrudan öz örgütlenmeleri olarak oluşturulan Komünler, meclisler faşizme ve sermayeye, ulusal baskıya karşı verilen devrimci mücadelenin içinden doğmuştur. Yani daha en baştan mücadeleci, devrimci nitelik taşıyorlar. Kendiliğinden oluşmadılar. Belli bir politik girişimle, bilinçli olarak örgütlendiler. Bilinçli bir çabanın sonucu olarak kurulsalar da, temelinde nesnel koşullar var, bir devrimin zorunluluğu var. İçinde hareket ettikleri tarihsel, toplumsal ve politik koşullardan bağımsız değiller.

 

Komünler, Halk Meclisleri Devrimci İktidarı Hedeflemeli

UKH komünlerin, meclislerin, bu özerk kurumların görevlerini belirlerken, öncelikle hangi görevlerinin olmaması ya da olmadığı belirtiliyor.

Özerk kuruluşların, devletin yerine geçme ya da devleti yıkma hedefi ve görevi yoktur deniyor.

Oysa ki, politik iktidar ele geçirilmeden ve bunun ön koşulu da burjuva askeri ve bürokratik devlet aygıtı yıkılmadan emekçi halkın kurtuluşu gerçekleştirilemez. Eğer iktidarı ele geçirme hedefi yoksa ve böyle bir araca sahip değilsen, sen emekçilerin kurtuluşunu sağlayacak biricik araçtan kendini yoksun bırakıyorsun demektir.

Siyasi iktidar için mücadele etmemek, politikanın, politik mücadelenin diyalektiğini, yani karşıtların karşıt sınıfların mücadelesini anlamamaktır. Politika; karşıtların mücadelesidir. Bir sınıfın diğerine karşı savaşımıdır.

Siyasi iktidarı ele geçirmeyi hedeflememek politik mücadeleyi yarı yolda bırakmak, onu kapitalistlerin tekeline terk etmek, emekçileri burjuva siyasi egemenliğin baskısına bırakmak demektir.

Ezen, ulusal baskı uygulayan, şoven, işgalci ve ilhakçı güçler, egemen ulus tepeden tırnağa silahlı bir güce, militarist bir devlete sahipken, ben her türlü iktidara karşıyım diyerek burjuva devlet iktidarını yıkarak yerine emekçilerin iktidarını kurmaya karşı çıkmak, dünyanın en baskıcı güçlerinden birinin baskısı ve despotluğunun altında kalmak, bu durumu kabullenmek demektir.

Görevi kapitalistlerin çıkarlarını korumak ve sürdürmek, emeği köleleştirmek olan burjuva devletin olduğu bir yerde, komünde, mecliste toplanan halkın çıkarlarını nasıl koruyacaksın, ya da nasıl sağlayacaksın. Burjuva devlet makinesini param parça etmek politik özgürlüğün ve halk kitlelerinin istemlerini karşılamanın ilk koşuludur. Emekçiler toplumsal kurtuluşa bu koşullarda hazırlanacaklar.

Halk, halklar iktidarda değilse, büyük mücadelelerle elde edilen haklar, politik kazanımlar korunamaz ve denetlenemez.

Bu nedenlerle devrimci yığınsal örgütlenmelerin hedefi iktidarı ele geçirmek olmalıdır.

Hem Kürdistan’da, hem Türkiye’de oluşturulan ve gitgide yaygınlaşan kitlesel halk örgütlenmeleri, politik mücadele vermelidir. Yani politik savaşımın araçları olmalıdır. Emekçi halk kitlelerinin kurtuluşuna giden yol politik mücadeleden geçer.

Devrimci yığın örgütlerini, politik mücadelenin, emeğin kurtuluşunun araçları olarak görmek, onları devrimi gerçekleştirmekle görevlendirmek yerine onları dayanışma örgütleri, sadece toplumsal kurumları, öz yönetim organları olarak görmek kitle örgütlenmelerini kapitalistlerin ideolojik, politik etkisine terk etmek anlamına gelir.

Halk kitlelerinin aşağıdan ve doğrudan katılımla oluşturduğu komünler, komiteler, halk meclisleri, devrimci biçimlerdir, devrimci örgütlenme biçimleridir. Kitlelerin genel olarak komiteler biçiminde örgütlenmesi devrim dönemlerinin, devrimci durumun örgütlenmeleridir. Görevleri halk ayaklanmasını hazırlamak ve devrimi başarmaktır.

Devrimci mücadele organlarını “toplumsal uzlaşma”nın kitleler içindeki araçları, dayanakları olarak görmek, onları sakatlamak, etkisizleştirmek ve çözülmeye bırakmak demektir.

Kitleler ve kitlelerin örgütlenmeleri, devrime bağlanırsa, devrimci bir mücadele çizgisi izlerse, yığınların enerjisini, gücünü ve kapasitesini sonuna dek harekete geçirebilir. Onların rollerini kurulu düzenle sınırlamak, devrimci enerjilerini sınırlamak ve sonunda onları yıkmak demektir.

 

Esas Olan Yeni Bir Toplumsal Düzendir

“Demokratik Özerklik”in ekonomik temeli olarak ifade edilen “topluluk ekonomisi” nedir?

Yeni ve kapitalizmden daha yüksek bir topluma geçilmeyecekse, olan şey kapitalist toplumun temellerinde hareket etmektir. Bu durumda “topluluk ekonomisi” denen ekonomik ilişki, özel mülkiyet çerçevesinde, topluluk üyelerinin yardımlaşmalarıyla sınırlı kalır. Dayanışmaya dayanan böyle bir ilişki, kapitalist özel ilişkilere “alternatif” olamaz. Tersine kapitalist üretim çerçevesinde kalır.

Sorun üretilenlerin paylaşılması değil, üretim biçimidir. Çünkü üretim biçiminin kendi paylaşım biçimi vardır.

Asıl sorun üretim biçimi sorunudur, ekonomik temel sorundur. Esas sorun yeni bir üretim biçimine ve toplumsal sisteme geçme sorunudur.

Kürt halkına hangi nihai (sonal) amaç için mücadele edileceği açık olarak bilimsel bir yöntemle açıklanmalıdır.

Geleceğin toplumsal ilişkileri kafadan uydurulmaz, düşünsel yolla üretilemez, geleceğin toplumsal ilişkileri tarihsel hareketten, ekonomik gelişmelerden çıkartılır. Bir sonraki toplumun maddi koşulları, eski toplumun yapısında, oluşmamışsa, geleceğin toplumu üzerine konuşmak ütopyadan başka bir şey değildir.

Kapitalist toplumun yerini alacak, kapitalist toplumsallaşmanın yerine konacak olan, zorunlu olarak, emek araçlarının ortak mülkiyetidir, komünist toplumdur.

Üretim güçleri, emek araçları, kapitalizmin altında öylesine gelişip büyüdü ki – bu yüzden kapitalist toplumsal ilişkilerin çerçevesine sığamıyorlar- üreticiler, toplumsal üretim araçlarını ancak kolektif olarak üretebilirler.

Bu büyük amaca bağlanmayan her politik ve toplumsal hareket, yalnızca, diğer özel mülk sahiplerinin yaptığı gibi, varolan, toplumun temellerini güçlendirir.

Bu ise burjuva sınıfın düzenine karşı gelişen devrimci bir hareketin devrimci niteliğini yitirmesini ve burjuva muhalefet zeminine kaymasını getirir.

Kapitalist toplumda “komünal ilişki” deyimi ya da “topluluk ekonomisi” denemeleri yeni değildir. Owen böyle bir örnek işletmeyi denedi, fakat başarısızlıkla sonuçlandı. Bu tip dayanışma örnekleri yaratılıp insanların bu örneklere göre örgütlenmesi isteniyor, ya da örneklerin genişletilerek tüm insanları kapsaması bekleniyor.

 

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını Sonuna dek Savunmak

UKH’nin ortaya koyduğu ve pratik çalışmasını yaptığı “Demokratik Özerklik” demokratik, ileri bir adımdır. Yetersizdir, dardır, sınırlıdır, henüz geniş bir özerklikten epey uzaktır. Fakat demokratik bir adım olduğu için devrimci proletarya ve emekçiler tarafından, devrimci komünistler tarafından desteklenmelidir.

Şunu belirtmek de marksist-leninistlerin bir görevidir; “Demokratik Özerklik” UKKTH’nın tam karşılığı değildir.

UKKTH’nın özü, ezilen ulusun ayrılıp, kendi bağımsız devlet kurma hakkını içerir.

Ezilen ulusun kendisi, eğer UKKTH’nı “birlik” yönünde kullanacaksa, bu durumda “yeni birlik”, ezilen ulusun istediği zaman ayrılma tam hakkını kabul etmelidir. Ancak o zaman yeni birlik –ulusların ve dillerin eşitliğine dayanan- gerçekten “yeni bir birlik” olur. Bu ön koşula dayanmıyorsa, bu zora dayalı ve ezen, egemen ulusun ayrıcalıklarını güvence altına alan eski birlikten farklı olmaz. Yalnızca ezilen ulusun bilerek, isteyerek destekleyeceği bir birlik olur.

“Demokratik Özerklik” UKKTH’nın çözülmesi anlamına gelmeyecektir. Türkiye bu statüyü kabul etse de, sorunun özü orta yerde duruyor olacaktır.

Bu anlamda Leninist Parti, UKKTH’nı Leninist anlayışına bağlı olarak, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını sonuna kadar savunacaktır.

C.DAĞLI