Dışımızdaki koşullar hızlı bir tempoyla akıp gidiyor. Koşullar hızla değişirken, toplumda da sürekli değişimler, alt-üst oluşlar ve patlamalar meydana geliyor. Dışımızdaki koşulları doğru olarak kavramak ve gelişen olaylara ayak uydurabilmek için her yönden gelişim göstermek ve daha nitelikli bir duruma gelmek komünistler için bir zorunluluktur.
Ekonomik ve tarihsel gelişmeler sonucu, Türkiye ve Kürdistan'da devrimci ögeler birikti ve büyük bir güç birikimi oluştu. Kitleler için yaşam her gelen gün öncekinden daha kötü oldu. Bu koşullarda gelişen sınıf savaşımı sıçramalar ve patlamalarla yol aldı ve almaktadır. Tüm bu nesnel ve öznel gelişmeler tarafından beslenen devrim, yoğunlaşarak ve katlanarak ilerliyor. Devrimin etkisiyle emekçiler, genç kuşaklar kitleler halinde mücadeleye atılıyor. Her tarafta harekete geçen ve sayıları gün gün çoğalan kitlelerle bağ kurmak, etkilemek ve iktidarı ele geçirme hedefine yöneltmek, günümüzün en temelli görevidir. Bu görevi ise Leninist Parti'den başkası başaramaz.
Dışımızdaki koşullardan, genel durumdan söz edince, bunu dünyanın genel koşullarıyla, genel politik durumuyla birlikte ele almalıyız. Günümüzde hiçbir kapitalist ülkenin durumu emperyalist-kapitalist dünyanın genel durumundan ayrı olarak anlaşılamaz. Kapitalist dünyanın büyük ekonomik bunalımı ve sistemin çatışmalı politik durumu, her kapitalist ülkeyi çeşitli biçimlerde etkilemektedir. Her kapitalist ülke sistemin yıkıcı çelişkilerini, ekonomik çöküşünü ve sınıf savaşımı tarafından belirlenen politik etkisini, içinde bulunduğu somut duruma göre hisseder.
Her kapitalist ülkedeki somut koşullar bu çerçevede anlaşılabilir ancak.
Uluslararası ilişkiler, geçen süre içerisinde çok daha karmaşık bur duruma geliyor. Ülke içindeki sınıfların karşılıklı ilişki ve sınıf çatışması da aynı diyalektik gelişmeye uygun olarak zenginleşiyor ve çeşitleniyor. Marksistlerin bütün bu değişim ve gelişmeleri doğru bir şekilde çözümlemek için kendilerini teoride, politikada ve bilgi edinmede yetkinleştirmeleri gerekiyor. Değişen koşulların getireceği görevleri ancak kendimizi yetkinleştirerek yerine getirebiliriz. Dünyayı değiştirmeyi hedefleyen Marksistler için dünyadaki gelişmelerin genel doğrultusunu, genel çizgileriyle ortaya koymak, daimi bir görevdir.
Süratle yükselen ve ani sıçrama gösteren olayları bir devrime dönüştürmek için çaba göstermek yerine bu görevden uzak durmak için her defasında “gerekçeler” ileri süren küçük burjuva hareketlerin gerekçelerinden biri de şudur: “Biz hazır değiliz, devrimi hazır olduğumuz zaman yaparız.” Bu düşünce biçimi küçük burjuva sol hareketler içerisinde yaygındır. Onların kavraması gereken dışımızdaki koşulların donup kalmadığıdır. Dünyada gelişmeler, dışımızdaki koşullar bizi beklemez. Ülkeler arasında ilişkiler sürekli değişiyor. Devrimi hazırlayan koşullar devamlı bir dönüşüm içinde. Bu durumda koşulların gerektirdiği görevleri yerine getirmek için, bizim koşulları karşılayacak düzeyde olmamız gerekiyor. Dışımızdaki koşullar belirli dönemlerde öylesine büyük bir hızla ve çabuk değişir ki, komünistlerin gerekirse bir gün içinde taktik değiştirecek kadar esneklik gösterebilecek durumda olmaları gerekiyor. Ancak böylesine yetkin, gerektiğinde esnek olabilen, yüksek nitelikli bir parti devrime öncülük edebilir.
Proleter hareketin öncüleri sahip oldukları teorik, politik ve örgütlülük düzeyiyle yetinemezler. Varolan genel düzey, önceki dönemin mücadele ihtiyaçlarına cevap verebilir ancak yeni dönemin görevlerine aynı şekilde yanıt vermeyebilir. Koşulların insanlardan daha çabuk değiştiğini göz önünde tutarak kendimizi, mücadele düzeyimizi büyük bir hızla ve kesintisiz biçimde daha nitelikli bir duruma getirmeliyiz. Nesnel koşullar ve sınıf savaşımının gelişimi varolan düzeyi sürekli yükseltmeyi ve daha derinlikli düşünmeyi gerektiriyor.
Sınıf mücadelesinin her döneminin gerektirdiği görevler farklıdır. Dün daha sınırlı kitle ilişkileri içerisinde hareket ederken, bugün çok daha geniş ve yaygın, gelişmiş bir kitle hareketine öncülük etmek, onları iktidar hedefine yöneltmek gerekiyor. Artık eski dönemin dar çalışma biçimiyle yetinemeyiz. Geniş halk kitlelerini yönlendirebilecek bir çalışma biçimini ortaya koymamız gerekiyor. Eğer teorik, politik ve pratik mücadele yeteneklerini kendimizde birleştirmişsek emekçi kitlelere öncülük görevini yerine getirebiliriz. Proletaryanın sınıf mücadelesinin gereklerine yanıt verebiliriz.
Bugün böylesi bir görevle karşı karşıyayız. Kitleler her yerde eylem içinde. Eylemler yükseliş halinde. Kitle eylemlerinin temposu çok yüksek. Bu durum karşısında, öncü eski tempoyla ve eski dar çalışma tarzıyla yetinemez. Leninist Parti bu gerçeğe uzun süredir işaret ediyor. Bu yönde belli bir ilerleme gösterildiği de açık. Ancak sınıf savaşımının bugün gerektirdiği gelişme düzeyinden henüz uzaktayız. Bu düzeyi, yetkin ve daha nitelikli bir konuma gelerek yakalayabiliriz.
Öncülük görevini yerine getirebilmek için, proletaryanın öncüleri, kitlelerin en ileri unsurlarıyla, en sıkı bağları kurmalı. Reformist ve oportünist hareketlerin, her tarafta, kitlelerle ilişki kurmak için çok hızlı hareket ettiklerini unutmamalıyız. Leninistler, kitlelere onlardan önce ulaşmalılar. Leninist Parti'nin görüşleri, yayınları, kitap ve broşürleri en geniş kitleye ulaştırılmalıdır. Kitlelere ulaşmada geç kalındığı yerlerde uzlaşmacı küçük burjuva hareketler kitleleri kendi yanına çekiyor. Devrimci marksistler bu gerçeğe gözünü kapayamazlar. Unutulmamalıdır ki, Leninist Parti'nin gittiği yerlerde uzlaşmacı blokun kitleler üzerindeki etkisi çok daha çabuk kırılıyor.
Devrimci durumun uzun bir dönemi kapsaması, tekelci kapitalist düzenin tüm iç çelişkilerinin keskinleşmesini ve ön plana çıkmasını getirdi. Burjuvazi kitleler üzerindeki ideolojik-politik hegemonyasını sürdüremiyor. Şimdi bu hegemonyayı yeniden sağlamanın yollarını arıyor. Fakat ne sistemin çelişkileri buna olanak tanıyor ne de kitlelerin gün gün yoğunlaşan devrimci mücadelesi buna izin veriyor. Baskıcı ve sömürücü güçlerin gösterdiği hiçbir çaba eski günleri bir daha geri getiremez. Kitleler ise ortaya çıkmış olan ve derinleşen bunalımdan devrimci bir yolla çıkmak için mücadeleyi kesintisiz olarak sürdürüyorlar. Ama buradan sonuç almak için daha ileri gitmek gerekiyor.
Latin Amerika'nın devrimci halklarının aldığı ileri sonuçları, Türkiye ve Kürdistan'daki devrimci halk kitleleri de alabilir. Orada kitleleri sonuç almaya doğru götüren ekonomik ve toplumsal koşullar burada da var. Bu topraklarda da uzun bir zamandır süren etkileyici devrimci bir mücadele var. Bu açıdan dünya halkları içinde iyi bir yerdeyiz. Bugüne kadar kesintisiz ve militanca süren mücadeleye dayanarak söyleyebiliriz ki Latin Amerika'dan daha ileri gidebilir ve daha ileri sonuçlar alabiliriz. Türkiye ve Kürdistan proletaryası daha nitelikli bir konuma gelerek bu görevi kesinlikle başarabilir.
C.DAĞLI






