Pazartesi, Kas 20th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Katili “Taziye”ye Davet Etmek ya da HDP Nereye?

Antep katliamı, faşist devletin dinci tosuncuklarına yaptırdığı sayısız katliamlardan bir tanesidir. Fail bellidir. Fail “Kobane düştü düşecek” diyecek kadar IŞİD’le içli-dışlı olandır; bu katil sürüsüne iki bin tır silah göndermekle övünendir, Türkiye’yi ama özelliklede Antep ve Hatay’ı bu sürünün ini haline getirendir.

Bu nedenle “fail”in kimliği üzerinde fikir yürütmenin, “katil kim” diye tartışmanın anlamı yok. Kürt halkı, cenaze törenine gelen AKP’lileri “Katil Erdoğan” sloganıyla karşılayarak bu konuda son derece net bir bilince sahip olduğunu gösterdi. Emekçi sınıflar ve ezilen halkların geri kalan bölümü içinde aynı netlikten çekinmeden sözedebiliriz.

Halk katliamı protesto eylemlerinde dünyanın her tarafında “katil Erdoğan”, “katil devlet” sloganlarını haykırdı. Bu kadarı bile “fail”in kim olduğunu tartışmanın ne kadar anlamsız olduğunu göstermeye yeter.

Demek ki, Kürt halkı, emekçi sınıflar, ezilen halklar açısından sorun bu değil. Sorun, bu faşist katliamcı devlete ve düzene karşı nasıl mücadele edileceğidir. Emekçiler, katliama uğrayanlar devrimci demokratik güçlerden bunu duymak istiyorlar.

Katliamın ertesi günü gazetelere, dört haber düştü. Birincisinin başlığı her şeyi anlatmaya yetiyor ve şöyle: “Antep’te cenaze töreni ‘katil Erdoğan’ sloganıyla başladı”. İkincisinin başlığı benzer içerikteydi: “KCK: Antep katliamının sorumlusu AKP'dir”. Üçüncüsü, kitlenin kin ve öfkesini de anlatması bakımından en anlamlısıydı: “Gaziantep Belediye Başkanı Şahin ve AKP heyetini cenaze evinden kovdular.”

Dördüncüsü ise, HDP Eşbakanı Demirtaş’a aitti ve şöyle: “Demirtaş'tan siyasi partilere çağrı: Gelin taziyede bir arada olalım” Yanlış anlaşılma olmasın diye Demirtaş, kimleri kastettiğini de söylüyor: “Buradan bütün siyasi liderlere çağrı yapıyoruz. Gelin bütün taziyelerimizi birleştirelim, taziyelerimizde yan yana duralım. Senin benim cenazem yok, bizim cenazemiz var. Buradan Gaziantep'teki bütün milletvekili arkadaşlarıma AKP, MHP, CHP'li vekillere çağrıda bulunuyorum.”

Fazla söze gerek yok. Demirtaş, Kürt halkının, KCK’nin, -ve esasında faşizme karşı olan herkesin- “katil” diye işaret ettiklerini “taziye”ye çağırıyor. Evlatlarını, eşlerini, yakınlarını kaybeden Kürt halkı dinci faşist AKP’lileri ve diğerlerini cenaze töreninden kovarken HDP’nin onları “taziye”ye çağırmaya hakkı olup olmadığı üzerinde durmayacağız. Bu, sorunun moral/ahlaki yanıdır.

Üzerinde durmak istediğimiz nokta HDP’nin faşizmle, dinci faşist iktidarla uzlaşma politikasında hangi noktalara kadar savrulduğudur. Faşizmle uzlaşma politikasını derinleştirmede HDP’nin ilk adımı bu değildi. Meclis’te faşist partilerle ortak bildiri yayınlamak, faşizmin gövde gösterisi olarak tasarlanan Yenikapı Mitingine ve Erdoğan’ın sarayına çağrılmadığı için hayıflanmak, “Uzlaşma için kapılarımız açık” diye Erdoğan’a ve dinci faşist iktidara açık mesaj göndermek gibi uzlaşma politikasını derinleştiren saymakla bitmez adımlar zaten atılmıştı.

Son çağrı, uzlaşmada sınır tanınmadığının bir işareti oldu sadece. Oysa uzlaşma politikasıyla faşizmden kurtuluş olamayacağını anlamaları için tarih bilmeye, devrimci teori okumaya gerek yok. Son haftalarda yedikleri tekmeler bile bu gerçeği anlamak için yetmeliydi. Yetmemiş.

Faşizm, uzlaşma politikalarıyla, kuzu postuna bürünmekle ne yıkılır ne de ondan kurtulmak mümkün olur. Faşizmden kurtulmanın tek yolu onu yıkmak, yerine devrimci bir halk iktidarı kurmaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesinin, demokrasinin kurulmasının tek yolu budur. Türkiye’de devlet tepeden tırnağa faşistleştirilmiştir. Hem bu nedenle, hem de esas olarak faşizm tekelci sermayenin kanlı diktatörlüğü olduğu için devlet ve tekelci sermayenin egemenliği yıkılmadıkça faşizmden kurtulamayız.

Türkiye’de katliamlar, doğrudan devlet tarafından gerçekleştirilmediği durumlarda, en azından devletin bilgisi, onayı ve desteği ile devletin himayesindeki faşist tosuncuklar tarafından yapılmıştır. Dersim katliamı, Maraş katliamı ve son bir buçuk yıllık katliamlar dizisi bu düşüncemizin somut, elle tutulur kanıtıdır. Türk devleti katliamcı bir devlettir.

Bu nedenle, uzlaşma politikasıyla bu devletin karşısına çıkmak onu katliam politikasında cesaretlendirmektir. Uzlaşma politikasıyla demokrasinin, demokratikleşmenin mümkün olduğunu söylemek emekçi sınıflara yalan söylemektir. Bu katliamcı devletin Kürdistan sorununa “çözüm” getirebileceğini söylemek Kürt halkını oyalamaktır. Katili cenaze evine çağırmak, onun suçunu Kürt halkından, emekçi sınıflardan gizlemektir.

Faşizm, tekelci sermaye sınıfının, yani Koçların, Sabancıların, Eczacıbaşıların kanlı diktatörlüğü olarak bir tek dilden anlar: Devrimci kitlesel şiddet. Tarihten olmasa bile olaylardan öğrenmeyi bilmek gerek. Haziran Halk Ayaklanması, 6-8 Ekim Serhıldanı ve daha bir dizi isyan, çatışma bunu öğretmiş olmalıydı. Bu katliamcı kanlı diktatörlükten kurtulmanın tek yolu, onu bir devrimle yıkıp ezmektir.

HDP nereye? Acılar içindeki Kürt halkı katilleri “katil Erdoğan” sloganlarıyla cenaze evinden kovarken katilleri “taziye”ye çağırarak halkın duygularıyla nasıl bir bağ kurmuş oluyor HDP?

Taylan Işık

Yenİ İnsan

Halkın Denizi

HalkinDenizi 1