Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Bin Nasihat Bir Musibet

30 Mart seçimleri, hangi partinin ne kadar oy aldığı ile değil ama geniş emekçi yığınlarda etkisini gösteren devrimci dersleriyle hatırlanacak. Bin nasihatin yerine geçen tek bir musibet gibi…

Açıklanan rakamlara inanacak olursak (Sahi inanan var mı?) sandığa gitmeyen ve tepki olarak geçersiz oy atanlarla birlikte, 9 milyon kadar seçmen kitlesi boykot cephesini tercih etmiş görünüyor. Önceki boykot oranlarından daha az görünebilir. Ama çok daha berrak ve homojen bir politik tutumu yansıttığı kabul edilmeli. Çünkü 30 Mart seçimlerinde tüm tekelci sermaye partileri ve uzlaşmacı sol, adeta mezardan insan çıkartıp sandık başlarına taşımaya öyle göz yaşartıcı bir gayret gösterdiler ki, geçmiş seçimlerde oy vermeye politikayla ilgilenmediği için gitmeyenler, hasta, yaşlı ve sakatlar vs. sağından solundan çekiştirip duranların eşliğinde kendilerini bir anda sandık yanında buluverdiler. Sonuçta geriye devrimci eğilimler, fikirler ve arzular adına oy vermeye gitmeyen sağlam karakterli bir boykot cephesi çıktı. 9 milyon kişi böyle bir cephe için muazzam bir kitledir. Üstelik bu, seçim madrabazlığından kurtulabilmiş olan rakamdır. Çünkü geçmiş seçimlerde oy vermeyen milyonlarca kişinin oylarının hükümet partisine kota edildiği biliniyor.

Matrix’ten Çıkış

Bazılarına göre 30 Mart, tarihin en hileli seçimleriydi. En hileli kısmına garanti veremeyiz ama tek hileli seçim olmadığı kesin. Bütün tarihleri boyunca sermaye partileri, seçim oyunlarını aynı kurallarla oynadı. Rüşvet, satın alma, baskı, sansür, kamuoyu oluşturmak için manipülasyonlar, oy çalmalar vs. Binlerce madrabazlık repertuvarından sadece bir kaçı.

Geniş emekçi yığınlar bu türden hilelere ses çıkarmadıkları sürece, her seçim “adil görünür”, en ciddi makamlarca onaylanır, titizlikleriyle ünlü AGİT gibi kurumlardan kolayca geçer not alır. Tek tük şikayetler ve hatta belgelenmiş hileler bile, itiraz makamlarının bürokrasi koridorlarında kaybedilir, sessizlik içinde boğulur.

Ancak bu sefer böyle olmadı. Matrix filmindeki Neo gibi kırmızı hapı tercih eden emekçiler, birden gerçeğin çölünde buldular kendilerini. Daha haftalar öncesinde başladı seçimlere hile karışacağı tartışmaları. Geçmişte yaşanan ama o zaman pek önemsenmeyen nice ayrıntılar (elektrik kesintileri, bilgisayar arızaları, çöplerden toplanan oy çuvalları) kitlelerde, sadece bu seçime yönelik değil, burjuva egemenliği altındaki tüm seçimlere karşı bir güvensizlik oluşturdu.

Başta CHP, BDP, pek çok çevre, örgüt ve sivil inisiyatifler seçimlerin güvenliğini sağlamak adına kitlelere güvence verdiler. Başka türlü çok geniş bir kitleyi sandıklara çekmenin olanağı kalmamıştı. Ve doğrusunu söylemek gerekirse, güvenlik adına sandık başında yapılabilecek ne varsa yaptılar. Fakat karşılarında, seçim düzenbazlığında defalarca tecrübeden geçerek ustalaşmış, devlet gücünü ve organizasyonunu ardına almış bir hükümet vardı. Ve kitleler ne yaparlarsa yapsınlar, bu hileleri önleyemediklerini pratikte gördüler. Söz konusu parti ve çevrelerin verdikleri güvencelerin boşa gitmesi, burjuva seçim oyunlarının bütün ipliğini pazara çıkardı. Bu seçimin kuşkusuz en önemli sonucu budur. Tekelci sermaye egemenliğinde, faşist devlet idaresi altında seçim sandıklarından medet ummak koca bir aldatmacadır. Leninistlerin bıkmadan, usanmadan binlerce kez tekrarladıkları bir nasihat. Kitleler bunu acı tecrübelerle test ettiler. Bundan böyle en derin toplumsal sorunların çözümü için sandığı işaret eden, sadece kendini gülünç duruma düşürmüş olacaktır. Parlamento dışı eylem toplumsal çelişkilerin tek çözüm yoludur. Milyonlarca emekçinin bu temel ve basit gerçeği acı tecrübeler olmadan öğrenebilmesi mümkün değildi. 30 Mart seçimleri, devrimin bu en ciddi dersini milyonlara belletti. Devrimin ara yolcularının hepsi bir kez daha, ama bu sefer on milyonların gözünde rezil ve rüsva oldular.

Dev Kavgalar Cüce Oylar

Lenin, dünya devrim deneyimleri ve kendi devrim deneyimleri üzerine şöyle bir gözlemini paylaşıyor:

“… parlamenter seçimlerin verileriyle, yığın hareketlerine ilişkin veriler arasındaki bu karşılaştırma, yığınlar üzerindeki etki ve onları savaşıma sürüklemek bakımından proletaryanın gücünün parlamento dışı savaşımda parlamenter savaşımdakinden çok daha büyük olduğu yolunda Batı'da bir çok kez yapılan gözlemi Rusya için de doğruluyor. İç savaşla ilgili çok önemli bir gözlemdir bu.

Parlamenter savaşımın ve seçimlerin koşul ve ayrıntılarının, ezilen sınıflara iç savaşta pratik olarak gösterebildikleri gücü gösterme olanağını neden sağlayamadıkları anlaşılıyor.” (Ekim Devrimi Dosyası, Sol Yay., Sf. 120, Vurgular Lenin’e aittir).

Bir karşılaştırma da biz yapalım. Seçimlerden sadece iki hafta önce, buz gibi poyraza rağmen Berkin’in cenazesi için 3 milyona yakın insan toplanmıştı. İç savaşın bu parlamento dışı cephesinde, polis ablukası ve yasaklanan otobüs seferlerine rağmen, proletarya ve emekçiler on saatten fazla süren bir yürüyüş ve çatışmalarda gerçek güçlerini, özveri, cesaret ve sağlam karakterlerini sergilediler. Seçimlerden sadece bir hafta önce HDP, yine parlamento dışı bir eylemde, Newoz’da İstanbul gibi 80 km’ye yayılan bir dağınık kentte, işkenceye dönen trafiğe, pahalı ulaşıma rağmen, 1 milyona yakın kişiyi Kazlıçeşme’ye toplamıştı. Ama seçimlerde, sokaklara çıkan bu milyonlardan medet umanlar hayal kırıklığı yaşadılar. Sokakları kavga için dolduran milyonlar ya sandığa gitmediler ya da gittiklerinde, sağlam karakterli tutumlarını bir yana koyup, güç vadeden burjuva partilere oy verdiler.

Benzer bir kader, Amed Newroz’unda 2 milyondan fazla insanı toplayan BDP’nin başına geldi. Kürdistan’ın tüm il ve ilçelerinde 10 milyon insanı Newroz alanlarında coşkulu halay ve sloganlara, havai fişekli gösteri ve çatışmalara çekebilen Kürt ulusal hareketi bu sayının dörtte birini sandıktan çıkartamadı.

İç savaşın milyonları kapsadığı bir anda, parlamenter oyunlar oynamanın kaçınılmaz sonuçlarıdır bunlar.

Had Safhada Kutuplaşma

Bu seçimlerle birlikte iç savaş farklı bir boyut kazandı, toprağa daha sağlam kökler saldı. Seçimler boyunca ve sonucunda ayaklanmacılar, hükümete destek olan milyonları kazanma umudunu kaybettiler, hatta nüfusun bu kesimine karşı belirgin bir öfke ortaya çıktı.

Eğer kişinin kafası parlamenter budalalıkla, burjuva demokrasisi safsatalarıyla, küçük burjuvalara özgü yılgın ve yumuşak başlı uyumlulukla malul değilse, bu tip bir toplumsal kutuplaşmayı devrim açısından muazzam bir ilerleme olarak görecektir. Çünkü ayaklanmacılar, salt hükümet karşıtlığıyla yetindikleri sürece nüfusunun ezici çoğunluğunu yanlarına kazanma düşüyle oyalanacak, hatta bu amaçla parlamenter oyunlara girecek ve çok değerli zamanı boşa harcayacaklardır. Ama nüfusun ezici çoğunluğunu kazanmanın tek yolunun iktidarı fethetmek olduğunun anlaşıldığı an, ayaklanmacılar savaşımlarını çok daha şiddetli, cüretli, özgüce güvenen bir kalıba sokmaya gayret edeceklerdir. Ezici çoğunluğun sayısal ama gevşek gücü yerine, daha az bir kalabalıkla daha örgütlü bir güç yaratmaya koyulacaklardır. Nüfusun bu bölümü, ancak iç savaşın sert ve kutuplaştıran rüzgarlarıyla gerçek devrimci çekirdeği yaratabilecektir.

Parlamento dışı mücadelenin tarihin kaderini belirlediği bu düzleme, yine bir seçim sonucu girmek, devrimin garip bir cilvesi olsa gerek…