Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Devrim Günleri Başlarken

Seçimlerin sokakları temizleme gücünün kalmaması, devrimin ileri bir aşamasına işaret eder. Devrim, biçimsel burjuva demokrasi oyunlarına duyulan güvenin son kırıntılarını da devrim saflarından söküp atıyor. Geriye, bozulmuş sınıf unsurlarıyla sahnelenen mitingler, kefenli göstericilerin gazına gelen akıl sağlığını yetirmiş yöneticiler kalıyor. Devrim günleri için mükemmel bir kokteyl

Sendikalar ve Sokaklar

Seçim ayına girildi ama burjuvazi bir türlü rahat bir nefes alamadı, çünkü hükümete ve düzene karşı çıkan milyonların gözü sandıktan çıkacak sonuçlarda değil. Bu durum, alışılageldik yöntemlerin rahatlığından bir türlü vazgeçemeyen küçük burjuva reformizm için politik iflas demek.

Ayaklanmacıların gözünü sandıklara çevirmesi için az şey yapılmıyor. Şöhretler tayfasının ekranlarda sürekli döndürülen videosunu saymazsak, özellikle HDP bileşenleri, AKP'yi sandıkta devirme umudunu, bu eski ve yavan lapayı kitlelere yutturabilmek için neler söylemiyorlar ki! “Tarihi önemde, özerkliğin oylanacağı bir referandum özelliğinde” sözlerine şerbetliydik ama “Haziran hareketini (yani bir ayaklanmayı) seçim hareketine dönüştürme kahramanlarına, doğrusu, bünye henüz hazır değilmiş. İnsan, bir devrimci olarak böyle satırları okuyunca, şaşırma duygusu bile yetmiyor. Demek ki, tıpkı şöhretlerin sanat camiasında olduğu gibi, reformizm çukurunda oynamanında ilkesi aynı “Ne kadar rezil olursak o kadar iyi!”

Neyse ki Kürt halkı, benzer lafları daha önce çok duymuştu, nice tarihi (!!) seçim badireleri atlattı. Bu yüzden Kürdistan sokaklarında, havalara saçılan seçim broşürlerinden çok, havai fişek ve molotoflar.

Haddini Aşanlar

Ayaklanmacılar ve aynı politik tutumu benimseyen milyonların, mevcut hükümeti seçimlerle deviremeyeceklerini söylemeleri, çok kritik bir zihniyet dönüşümüne ebelik ediyor.

Biçimsel burjuva demokrasisinin oyunlarına duyulan boş inanç yıkılmadan, ayaklananlar sonuna kadar gidebilecek kararlı bir tutumu benimsemekte zorlanırlar. Kafalarının bir köşesinde sandıkla birlikte değişimin mümkün olduğuna dair ufacık bir fikir kırıntısı taşıyanlar, kritik zamanlarda belli bir eylem çizgisinin ötesine geçemezler.

Ne zaman ki bu boş inanç yıkılır, o zaman ayaklanmacılar, nüfus içinde çoğunluk olup olmadıklarına bakma gereği duymadan, karşısındaki sınıf gücünü dize getirmeye odaklanabilirler. Devrim, işte bu yolla, kendi idealizasyonuna ve radikalizmine kavuşuyor. İdealisazyon, çünkü bu durumda devrim için ayaklananlar, bunu mümkün kılan maddi gücün birikimini beklemeden, kendi irade ve tutumlarının değişime yeteceği inancını biriktirmeye başlar. Radikallik, bu inanç birikimiyle birlikte toprağın her yerinden fıskırıverir. Her açıdan, yaşamın her alanında bir “haddini aşma” tutumu dikkat çekmeye başlar. Gerçekçilik adına ihtiyarlara özgü ihtiyatlılığın ardına gizlenen oportünizm için çalmaktadır çanlar. Gerçekçi ol imkansızı iste diyenlerin iklimidir yaşanan.

Bozulmuş Sınıf Tortuları

Gerçekçi oportünizm, titreyen parmaklarıyla bir olaya işaret ediyor: Miting alanlarını dolduran AKP'li kalabalıklar.

AKP veya günümüz tekelci hükümetleri, hangi kitleler üzerinde kontrollerini devam ettirebiliyorlar? Bunlar, çoğunlukla, dejenere sınıf katmanlarıdır. Tarihin her döneminde, kendi öz sınıf çıkarlarını savunmak yerine, muktedirlerin çıkarlarına uyum sağlayanlar, iktidarın memesine yapışanlar, her zaman güçlü olandan yana tavır koyan sınıf karakterinden yoksun bir kalabalık vardır. Baskılardan gözleri yılmıştır, mücadele etmek yerine şikayet dolu mızmızlanmalarla ve biatlarını sunarak ayakta kalmaya alışmış bu kitle, sınıflar mücadelesinin tarih boyu etkisiz elemanları oldular.

Dejenere sınıf katmanları, kimi özgün koşullarda, örneğin büyük devrimler sayesinde, bir anda kendilerini o büyük akışın içinde buluverirler, kısa bir süre bile olsa politika sahnesinde yerlerini alırlar. O özgün koşullarda, sucukların ve şarapların peşinden, yetenekli demagogların dayandığı toplumsal bir taban haline gelirler. 1848 devrimlerinde, Louis Bonaparte'ı iktidara taşıyanlar bu dejenere sınıf katmalarıydı. Hepsi, Bonapart'ın nasıl üç kağıtçı, rüşvetçi, serüvenci olduğunu biliyordu ve kendilerinden biri sayıyordu. Aynı kitleler RTE'yi neden sahiplenmesin?

Bu özgün tarihi koşullar dışında dejenere sınıf katmanları hep darmadağın, hep imi timi belirsiz ve sınıf mücadeleleri dışında kaldılar. Taa ki, son bilgisayar teknolojilerini kullanan tekelci sermayenin yeni kontrol mekanizmaları gelişene dek. Bilgisayar sayesinde tüm bu dejenere sınıf unsurları belirlenebiliyor, küçük çıkarlarla hükümet partilerine bağlanabiliyor, güvenilmez politik tutumları kontrol altında tutulabiliyor.

Çoğunluğunu işsiz gençler oluşturuyor, ve sonra modern üretim sürecinin tamamen dışında yaşayan ev kadınları, küçük kredilerle dükkanlarını açmış küçük ticaret erbabı ve kaderi muktedirin iki dudağı arasına sıkışmış esnaf kesimlerinden oluşan bu kalabalık, 2001 ve 2008 krizlerinden sonra olağanüstü ölçülerde büyüdü. AKP, ya da hükümet koltuğuna hangi tekelci parti oturursa o, dejenere kalabalığın siyasal desteğini rahatlıkla kendi tekeline alabilir.

Burjuva biçimsel demokrasisini çürüten, boş inançları zayıflatan ciddi bir olgudur dejenere sınıf katmanları. Politik mücadeleleri seçim sandıklarından uzaklaştırıp sokaklara taşıran da her muktedirin kullanımına hazır bu kalabalıklardır. Mısır'daki isimleri Baltacılar'dır, İtalya'da Berlusconi denen kepazenin peşine takılmaktan hiçbir utanç duymazlar. Ama bu kalabalıkların, politik tutumları kadar, kavgaları da sabun köpüğüne benzer. Bunlar, yenilgi psikozuna hemen kapılıveren, dağılmaya en meyilli karşı devrim kesimidir. Tüm politik dayanakları bu dejenere kitlelerden oluşan partileri, farelerin kemirdiği gemileri bekleyen o kader bekler.

Devrimin irade sahibi ve tutkulu kalabalıkları, “Yaşasın sucuklar ve mesir macunları” diye bağıran dejenere sınıf katmanlarını ezip geçecektir.

Şiar Coşkun