Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

YİRMİ DAKİKADA BOYUN EĞDİRME!

Noktaydı, virgüldü, noktalı virgüldü, soru işaretli ünlemdi derken RTE’nin ABD gezisini tarif edecek kesin bir tanımlama şimdiye kadar yapılmış değil.
İstenmeyen bir ziyaretti; gelmemesi için ABD’li yetkililer ellerinden geleni yaptılar. En refüze edici hareket ziyaretin hemen öncesinde geldi. Türk Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ABD’de YPG’ye silah verilmesini engellemeye çalışırlarken, YPG’ye silah verileceği açıklandı ABD tarafından.
Konuşma özürlü Bahçeli bu durumu şöyle tarif ediyordu: “Bu kararın MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ABD’de temaslarda bulunduğu esnada; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinin beklenmeden alınmış olması diplomatik nezaketsizlik olmasının ötesinde Türkiye ile dalga geçilmesi anlamına gelmektedir.”
Lümpen kültürde buna “dalga geçmek denebilir” ama politik literatürde ve devletler arası ilişkilerde buna “boyun eğdirmek” denir. “Asrın Lideri”ni geziden caydırmak için yapılanlar bununla bitmedi. ABD’de bir yetkili, ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı, Richard Haass, kelimesi kelimesine şunları söylüyordu: “Otoriter yönetimi ve Suriye’de faydasız rolü göz önüne alındığında Erdoğan’ın buraya ziyaretini iptal etmesi büyük bir kayıp olmaz.” Daha ne olsun ve daha ne desin!


Ama nafile! “Asrın lideri” olduğunu liberal cahillere dahi inandırmış “uzun adam”, istenmiyor da olsa, gitmekte kararlıydı. Adamlarının bütün efelenmelerine karşın gitmekte ısrar etti. İhtiyaç bunu gerektiriyordu!
Gitmemesinin kendisine neye patlayacağını öğrenecek kadar burjuva politikanın dehlizlerinde taban aşındırmıştı. Önce başbakanlığını, sonra Cumhurbaşkanlığını, şimdi de “tek adamlık” konumunu kime borçlu olduğunu herkesten çok o iyi biliyordu.
Uçaktan indiğinde Protokol Müdür Yardımcısının onu karşılamış olması onda nebze kadar tereddüt yaratmadı. Hiçbir şey yokmuş gibi Beyaz Saray’ın kapısından içeri girdi. İçerde neler oldu, bilinmiyor. Bilinen tek şey “tarihi” olacağı söylenen toplantının, çeviri, karşılama faslı vs. dahil yirmi dakika sürdüğü ve ABD’nin pozisyonunda herhangi bir değişikliğin olmadığıdır.
Ama “ortak açıklama” resimlerinden, RTE’nin mahkeme duvarını andıran yüz ifadesine karşılık, ağzı kulaklarında resim veren ABD Başkanının haline bakılınca olan biteni tahmin etmek zor değil.
Bu bir boyun eğdirme operasyonu idi. ABD, emperyalist sistemin bu efendisi, kendisine karşı efelenecek uşaklara boyun eğdirme uzmanıdır. “Tarihi” zirvenin, magazin sayfalarına konu olacak en ufak bir ayrıntısını kaçırmayan burjuva/liberal yazarların, buna sosyal reformist parti ve örgütler dahil değinmedikleri tek nokta budur.
Oysa toplantı tüm anlam ve önemini, bu boyun eğdirme hikayesinde buluyor. RTE’nin ülke içinde atıp tutmalarına, afra tafralarına bakarak “eksen değiştirdiğini”, Türkiye’nin “Avrasya eksenine” kaymaya başladığını ve kayması gerektiğini; bundan böyle ABD ile değil, Rusya ile “müttefik” olacağını ciddi ciddi yazanların es geçtikleri nokta işte budur.
ABD’nin PYD-YPG konusu dahil Türkiye’ye ve dinci faşist iktidara rest çekmesinin ardından devlet adına dinci faşist iktidarın nasıl boyun eğdiğini en iyi, Binali Yıldırım’ın şu sözleri ifade ediyor: “ABD’ye savaş ilan edecek değiliz.” Yapacak bir şeyleri yok.
Tüm bunlar, ABD’nin Türkiye’yi gözden çıkardığı anlamına mı gelir? Elbette bu anlama gelmez. ABD, Türkiye’yi ne gözden çıkarmıştır ne de çıkarır. Ama boyun eğdirir ve kazara hizadan çıkma belirtileri gösterir ise, işte böyle hizaya sokar. Olan biten bundan ibaret.
Bu, emperyalizmin kadir-i mutlak olduğu anlamına gelmez. Sadece şu anlama gelir ki, çağımızda, emperyalizme bağımlı ülkelerde hiç bir burjuva iktidar emperyalist kapitalist sistemin dışına çıkamaz; kovsalar da çıkmaz. Çünkü sermayenin tek gelişme yolu, burjuva iktidarların ayakta kalma koşulu emperyalistlerle sıkı ilişkiler kurmak, emperyalist-kapitalist sistemin korumasını arkasında hissetmek.
Emperyalist-kapitalist sistemden çıkmak, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilecek savaşın zaferiyle birlikte kurulabilecek devrimci halk iktidarlarının işidir. Ancak böylesi iktidarlar emperyalizmle tüm ilişkileri bir kılıç darbesi gibi kesebilirler.