Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

SANDIKLA GİTMEYECEKLER

Belediye otobüsünde türban takmış, orta sınıfa ait olduğu her halinden belli, bir kadın uluorta tehditler savuruyor: “Dünyaya nam saldı Erdoğan!.. Siz, öleceksiniz, gebereceksiniz! Az kaldı! Az kaldı!..”

Kadının “Siz”den kastının dinci faşist partiden/iktidardan yana olmayan herkes olduğu açık. Kendilerinden yana olmayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımayacaklarını anlatmaya çalışıyor, kafatasında taşıdığı zeka kırıntısıyla...

Sözlerinin ele verdiği zeka yoksunluğu ilgi alanımızın dışında. Ancak bu dinci faşist kadının cüreti üzerinde durmak gerekir çünkü bu cüret dinci faşistlerin genel durumunu yansıtıyor. Daha önce mafya bozuntularının açıklamalarında, Sinop’ta, silah sıkan AKP’li bir dinci faşistin videosunda ve daha sayısız örnekte bu aynı ruh haline, psikolojiye tanık olmuştuk.

Eldeki sayısız veri, somut olgu, dinci faşistlerin şiddetli bir iç savaşa hazırlandıklarını; dahası, bunların bir merkezden yönetildiğini; bu durumun Avrupa’ya kadar uzandığını (Belçika’da “hayır” oyu veren üç kişinin bir dinci faşist tarafından bıçaklanması olayı) gösteriyor.

“Hayır” oyu ile “yeni bir başlangıç” olacağını emekçi sınıflara ve Kürt halkına vaat eden dar kafalıların bunca sayısız örnekten bir şey anlamadıkları; anlamışlarsa da işi anlamamazlığa vurdukları kesin.

Elbette dinci faşist iktidar ve onun başı, öncelikle sandıktan sonuç almaya çalışacaklar. Sınırsız baskı, terör, paranın gücünün seferber edilmesi, karşıtlarına her türlü propaganda yasağını uygularken kendilerine sınırsız propaganda imkanlarını açmaları, Cami’ler dahil her olanaktan yararlanmaya çalışmaları, sayısız hile, vb vb dinci faşist iktidarın öncelikle sandıkla sonuç almaya çalışacağının işareti.

Ama dinci faşist iktidar, sosyal reformist parti ve örgütler gibi ahmak değiller. Sandıktan sonuç alınamaması halinde amaçlarına faşist terör dahil başka yollardan varmanın hazırlıklarını da tüm hızıyla yapıyorlar. Bu hazırlıklar, Avrupa’daki dinci faşist güçler dahil, her tarafı içine alacak şekilde yapılıyor.

Sorun, bir anayasa değişikliğinin çok daha ötesinde. Tekelci burjuvazi, anayasa değişikliği ile karşı devrimin tüm güçlerinin sevk ve idaresini tek bir merkezde; hızla ve kararlılıkla hareket edecek bir elde toplamaya çalışıyor. Onların “evet”inin anlamı budur.

Emekçi sınıflar ve ezilen halklar ise “hayır” derken yazılı olan değil, devrimci özlemlerini, dinci faşist iktidara karşı, devrimci zaferi okuyor; görüyor. Düzene meydan okuduklarını ve devrimci bir atılımın işaret fişeğini attıklarını düşünüyorlar.

Sosyal reformist parti ve örgütlere gelince, onlar, burjuva sınıfa güven dolu kuru bir bağırsak gibi, “hayır” sonucu çıkması durumunda dinci faşist iktidarın ve tekelci sermayenin “halkın iradesi” karşısında yerlere kadar eğilip saygı içinde geri çekileceği, sonuca boyun eğeceği hayalini kuruyor olmalılar. Bu yüzden şüpheleri yok: “hayır” oyları yüzde elliyi geçerse Türkiye ve Kürdistan’da yeni bir dönem başlayacak(mış).

Alakası yok. Dinci faşist iktidar, özellikle inşaat sektöründe yoğunlaşmış; dolayısıyla inşaat burjuvazisi kılığında lümpen proletaryanın “burjuva toplumun doruklarında yeniden dirilişi”nden başka bir şey değil. Sözlerimizin daha iyi anlaşılması için Cengiz Holding’e, Ali Ağaoğlu’na vb bakılabilir. İktidarın vurucu gücü olmaya soyunmuş mafya bozuntularını, Jet Fadıl’ları vb saymıyoruz bile.

Bütün bunların ortak noktası, “zevklerinde olduğu kadar kazanç tarzında” da lümpen proletaryaya ait olmalarıdır.

Bunlar, tutundukları siyasi iktidarı zor dışında hiç bir yolla bırakmazlar ve bırakmayacaklar da. Ekonomik ve politik iktidarı, asıl gücü elinde tutan tekelci burjuvaziye gelince. Kendilerini ve düzenlerini birleşik devrimin tehdidi altında gören bu kesim, güvenceyi, kendilerini ve düzenlerini lümpen proletaryanın kollarına bırakmakta buluyorlar.

Toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında gericilik anlamına gelen tekelci sermaye sınıfı, konuşurken ağızlarından salyalar akan dincilerin politik iktidarda olmalarından ve topyekün bir faşizm peşinde koşmalarından zerre kadar rahatsız değiller. Ve bunların dinci faşist iktidar karşısındaki durumları ne ise, emperyalistlerin durum ve tutumu da odur: Ne bir fazla ne bir eksik.

Öyleyse, bir kez daha söylemenin zamanı: Ham hayallere yer yok. Emekçi sınıfları ve ezilen halkları ham hayallerle oyalamak, onları kandırmaktır. Bütün bunlardan kurtulmanın tek yolu birleşik devrimin zaferidir.