Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

FAŞİZMİ EZECEĞİZ!

Özgür Gündem gazetesinin kapatılması, polis tarafından basılması, yazarlarının, sorumlu düzeyindeki elemanlarının gözaltına alınması, işkenceden geçirilmeleri basit bir olay olarak ele alınmamalı.

Faşist devletin bu adımı, Kürt halkına yönelik göç ettirme, imha, susturma, çökertme politikasının yeni bir aşamaya taşındığının göstergesi. Politika yeni değil. “Hendek Savaşları” sırasında faşist devlet ve dinci faşist iktidar katliamlarını hangi boyutlara vardıracaklarını insanları bodrumlarda canlı canlı yakarak, infaz ederek, kurşuna dizerek gösterdiler.

Boğazına kadar halkların kanı içine batmış, kan içinde yüzen dinci faşist bir iktidar ve faşist bir devletle karşı karşıyayız.

Devamını oku: FAŞİZMİ EZECEĞİZ!

KİM GÜÇLENDİ?

İlk bakışta bu sorunun yanıtı bellidir: “Tabii ki Erdoğan” denecektir, bu soru sorulduğunda. Hiçbir zaman sahip olmadığı zeka, yetenek ve gücü ona vehmetmekte birbiriyle yarışan “aydın” takımı gibi sosyal reformistler de, olaylara yüzeysel yaklaşan sokaktaki adamla aynı yanıtı vereceklerdir. Aradaki fark, birinci kesimin “aydın/öncü” rolünü kendine biçmesi.

Olaylara sığ ve darkafalı yaklaşmanın kaçınılmaz sonucudur bu. Aynı sığlık, Türkiye ve Kürdistan solunun pek değer verdiği “Batılı” aydınlarda fazlasıyla mevcut. Onlar, bastırılan darbe girişiminden sonra dinci faşist iktidarın ve onun başındaki adamın güçlendiğine dair İncil’e el basmaya dünden hazırlar.

Devamını oku: KİM GÜÇLENDİ?

DEVRİME ÇAĞIRMAK

Türkiye ve Kürdistan’da koşullar sürekli ve hızlı bir değişim halinde. Önemli bir toplumsal gelişmeyle uyanmadığımız bir gün neredeyse yok. Toplum, sarsıcı gelişmeleri artık olağan olaylar biçiminde görmeye başladı.

Olayların gelişim yönü ise sürekli düzenin sarsılması, sınıf savaşının şiddetlenmesi, kitle eylemlerinin isyan ve ayaklanma boyutlarında devrimci bir içerik kazanması doğrultusunda. Ve belki de en önemlisi, kitleler devletle çatışmalarda giderek ustalaşıyorlar.

Egemen sınıf ve faşist devlet kendilerine cehennemim kapılarını aralayan bu gelişmelerin farkında. Ona uygun önlem almaya, politikalar geliştirmeye çalışıyorlar.

Devamını oku: DEVRİME ÇAĞIRMAK

“MİLLİ MUTABAKAT” YA DA KARŞI-DEVRİM CEPHESİ

Bastırılan askeri darbe girişiminden sonra ortaya çıkan gelişmeler, sermaye sınıfının asıl derdinin iki ülkenin birleşik devrimine karşı “milli mutabakat”ı sağlamak; yani birleşmiş bir karşı-devrim cephesini örgütlemek olduğu net biçimde ortaya çıktı.

Sözü dolandırmadan, bu cephenin kimlerden oluştuğuna bakalım: Dinci faşist iktidarın partisi olarak AKP, faşist parti MHP ve gericilikte, sosyal şovenizmde ilk iki partiyle yarış halindeki CHP.

Sermaye sınıfı, askeri darbe girişimini ve bu girişimin bastırılmasından sonra ortaya çıkan koşulları bu cephenin, burjuva partiler arasında “milli mutabakat”ın sağlanmasının zemini olarak değerlendirdi.

Darbe girişimi, sermaye sınıfının kendi içindeki çatışmanın ürünü olmakla birlikte, sermaye sınıfına, uzun yıllardır özlemini çektiği bu mutabakatı gerçekleştirebilmenin ortamını sağladı. İki ülkenin birleşik devrimine karşı “milli mutabakat” ya da karşı-devrim cephesinin örülmesine yönelik ilk adım, görünenin aksine, AKP’den değil, CHP’den geldi.

Devamını oku: “MİLLİ MUTABAKAT” YA DA KARŞI-DEVRİM CEPHESİ

HAVAALANI KATLİAMI

Türkiye ve Kürdistan’da dinci faşist terör, kitle katliamları boyutuna varalı çok oldu. Dinci faşist partinin bir “vekil”i böylesi bir toplu katliamdan sonra “alışacaksınız” demişti. Ne demek istediği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Kimi liberal, aydın ya da sosyal reformist, bu katliamları RTE ve tayfasının “gündem değiştirme” çabası olarak yorumluyorlar. Böylesi yorumlar, son derece yüzeysel ve hafif değerlendirmelerdir.

Şüphesiz, 43 kişinin katledildiği bir toplu katliamın toplumun gündemini değiştirmesi ve konuşulan, tartışılan başlıca hadise olması doğaldır. Böylesi sarsıcı olayların daha pek çok yan etkisi vardır. Türkiye-İŞİD ilişkilerinin gizlenemez noktaya gelmesi üzerine, bu kanıyı değiştirmek için “İŞİD Türkiye’ye de saldırıyor” izlenimi yaratmak gibi. Ama bu yan etkilerin hiç biri işin özünü açıklamaya yetmez.

Devamını oku: HAVAALANI KATLİAMI

DEVRİMCİ HÜKÜMET İÇİN

Faşist devletin derin bir çözülme/çöküş sürecinde olduğu artık herkes tarafından görülüyor ve kabul ediliyor. Ancak vahim bir yanılgıya düşmemek için hemen belirtmek gerekir ki, emekçi sınıflar tarafından bir devrimle yıkılmadıkça, faşist devlet ve dinci faşist iktidar kendiliğinden yıkılmayacak, bu derin bunalımdan bir çıkış yolu bulacaktır. Çaresiz durum yoktur.

Devletin derin bir çözülme/çöküş sürecinde olduğunu gören ve kabul eden şunu da kabul etmiş olur: Koşullar emekçi sınıfların, Kürt halkının, Alevilerin, diğer ezilen kitlelerin bir devrimle sermaye egemenliğini yıkıp kendi iktidarlarını kurmaları için son derece elverişli.

Devrimci koşullarda devrimci bir parti, örgüt, sınıf ya da kişi devrimi örgütlemeyi, tüm iktidarı emekçi sınıfların ve ezilen halkların eline geçirmeyi, sermaye egemenliğini yıkmayı hedefler. Devrimci koşullarda, sermaye egemenliğinin ve onun zor aygıtının derin bir bunalımdan geçtiği bir zamanda bu hedeflerin önüne başka hedefler koyan, devrimci değildir, uzlaşmacıdır; sermaye sınıfına çalışıyor demektir.

Devamını oku: DEVRİMCİ HÜKÜMET İÇİN

MEYDAN OKUMA

Dinci faşistlerin meydan okuma ve saldırıları son dönemlerde hız kazandı. Açılışı yine “Reis”leri yaptı.
HDP’nin elindeki belediyelerin başkanlarını tehdit etti. Arkasından “Korkmayın, cesur olmalıyız” diyerek Gezi Parkına topçu kışlasını inşa etmek için Belediyeye emir verdi. 
Bu arada, “iç savaş çıkarsa çıksın ezer geçeriz” dediği basına “sızdırıldı”. Tehditleri saymakla bitmez ama bu kadarı yeter.

Devamını oku: MEYDAN OKUMA