Pazartesi, Ara 11th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

CEHENNEMİN “EL BAB”I*

Cerablus’u kolayca işgal ettiler ya, sandılar ki, her tarafı aynı kolaylıkla işgal edebilecekler. Hızlarını alamadılar, Cerablus’tan sonra El Bab’ı da alacaklarını ilan ettiler. Arkasından “Musul’a biz de gireceğiz”, “Rakka’ya operasyonu YPG değil biz yapacağız” dediler. Dinci ideolojinin kaçınılmaz sonucu olan darkafalılık paçalarından akıyordu.

Oysa Cerablus işgalini kolaylaştıran faktörleri başka yerde bulamayacaklardı. Nedir bunlar? Birincisi, Suriye, “kendi toprağı” kabul ettiği yerlerin yabancı bir güç tarafından işgaline içinde bulunduğu koşullar nedeniyle, geçici olarak, gözyummak durumundaydı. Yanıt hakkını sonraya bıraktı.

İkincisi, Rusya, ABD’yi YPG-Türkiye arasında bir tercih durumunda bırakmak için bu işgali sessizlikle karşıladı. Bu yaklaşım Suriye için de geçerliydi.

Devamını oku: CEHENNEMİN “EL BAB”I*

HESAPLAR TUTMUYOR!

Gültan Kışınak’la Fırat Anlı’nın önce gözaltına alınıp ardından tutuklanmaları, faşist devlet ile dinci faşist iktidarın politikalarında yeni bir dönüm noktasına işaret ediyordu. Bu sıradan bir gözaltı ve tutuklama değildi.

Sonraki günler, dinci faşist iktidarın yönelimini tüm yönleriyle ortaya koydu: Kendinden yana olmayan herkese gözdağı vermek ve tam bir korku atmosferi yaymak için baskın ve tutuklamalara hoyratça devam edilecekti.

HDP’ye operasyon başlatıldı. Milletvekilleri, belediye başkanları, il başkanları ve daha akla gelebilecek kim varsa ya tutuklandı ya da hakkında arama kararı çıkarıldı. RTE, meydan okuyan, hoyratça bir üslupla “gelsin şimdi PYD/YPG sizi kurtarsın” diyecek kadar kendinden geçti. Cumhuriyet gazetesi basıldı; yazarları, yöneticileri tutuklandı.

Olan biteni halen hukuk, adalet, seçim, seçilmişler, anayasa, yasa vb vb üzerinden eleştirmeye kalkmak zavallı bir darkafalılıktır.

Devamını oku: HESAPLAR TUTMUYOR!

FAŞİSTLERİN SİLAHLANMASI

Son günlerde dinci faşistlerin sosyal medya üzerinden yaptıkları “silahlanma çağrıları” gündeme oturdu. Bu çağrılar yeni değil. Aylar önce, Temmuz günlerinde de benzer çağrıları yapmışlardı.

Bir örnek. RTE’nin baş danışmanı, yani “akıl hocası” diyebileceğimiz, Erbakan yetiştirmesi Şeref Malkoç, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra şunları söyledi:

Şimdi vatandaşın ruhsatlı silah almasında önüne engel çıkartılıyor. Bu, sayın İçişleri Bakanımız bununla ilgili yasal düzenleme talep edecek, milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak. Türkiye’de olay oluyor, birbirini vurmalar. Bakın çoğu ruhsatsız silahlarla oluyor. Ama darbeye teşebbüs edenlere karşı milletin meşru müdafaa hakkını savunması için ruhsatlı silah verilmesinin önünün açılması lazım. Cinayetler şunlar bunlar ruhsatlı silah almıyor. Milletin meşru müdafaa hakkı için mutlaka ruhsatlı silah alınmasının önünün açılması lazım.”

Demek oluyor ki, dinci faşistlerin silahlanma planları, kendiliğinden, bir planlama vb olmadan gündeme gelmiş değil. Plan, en üst makama ait; emir büyük yerden.

Devamını oku: FAŞİSTLERİN SİLAHLANMASI

SERHILDANLA ZAFERE!

Halkın, ezilenlerin sezgileri işte böyledir. Onca kelli felli, mürekkep yalamış, çok bilmiş aydın havasından geçilmez sosyal reformistin ve oportünistin anlayamadığını ya da anlamak istemediğini, bir halk, devrimci ruh halinin yol açtığı sezgiyle kavramış: “Serhıldanla Zafere”

Bu slogan bize değil, HDP’li vekillerin tutuklanması üzerine harekete geçen Halfeti halkına ait; onlar bulmuş, onlar şiar edinmiş. Ama bu sloganın doğruluğundan hangi aklı başında devrimci şüphe eder!

Serhıldanla, yani ayaklanmayla zafere yürüneceğini halklara söyleyeceklerine, “direne direne kazanacak”larını anlatıyorlar.

Devamını oku: SERHILDANLA ZAFERE!

TÜRKİYE BÜYÜK BİR SAVAŞ PEŞİNDE

Biraz uzun bir alıntı olacak ama Türkiye’nin hem tarihsel korkularını, devlet reflekslerini, Kürdistan’a yaklaşımının arkasında yatan korkularını hem de güncel politikalarını anlamak için okunmaya değer. İşte bütün bu ipuçlarını veren konuşmanın özeti denebilecek bölüm:

“Osmanlı'nın yıkılışı millet üzerinde derin bir yara açmıştır. 2,5 milyon kilometrekare olan topraklarımızın büyüklüğü 9 yılda Lozan'ın imzalanmasıyla 700 bin kilometrekareye düşmüştü. Misak-ı Milli hedeflerimizi koruyamadık. Bu durumu mazur göstermeye çalışanlar olabilir. Misak-ı Milli'yi gündeme getiren Gazi Mustafa Kemal. Neden rahatsız oluyorsun. Türkiye'yi 1923'ten beri kısır döngüye hapsedenlerin amacı Selçuklu ve Osmanlı geçmişimizi bize unutturmaktır. Rahat nefes aldığımız dönemimiz hiç olmadı. Siyasette büyük bedeller ödedik. Ekonomide büyük bedeller ödedik.”

Bu sözler, taraftarlarınca “Reis” yani bir nevi “führer” olarak kabul edilen Erdoğan’a ait. Devletin başında olması sebebiyle, hafife alınacak, es geçilecek türden değil. Hitler’le benzerlik bundan ibaret olsaydı önemli değil der, geçerdik; ama durum bundan fazlası.

Devamını oku: TÜRKİYE BÜYÜK BİR SAVAŞ PEŞİNDE

MEYDAN OKUMADAN MİYAVLAMAYA GEÇİŞ

Çavuşoğlu Mevlüt, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı, gazetecilere açıklama yaparken, gazetecilerden biri soruyor: “Türk uçakları Kuzey Suriye üzerinde artık neden uçmuyor; bir sıkıntı mı var?”

“Reis”inin gözüne girmek için Bekir Bozdağ ve diğerleri gibi bıyık bırakan Çavuşoğlu, biraz ıkınıp sıkındıktan sonra, “Biz sorunları ilgili taraflarla konuşarak çözmekten yanayız” yanıtını veriyor.

Oysa orada bulunan herkes, soruyu soran dahil, sorunun gerçek yanıtını biliyor: Suriye, “Türk savaş uçakları bir daha hava sahamıza izinsiz girerlerse icabına bakacağız; düşüreceğiz” açıklaması yapmıştı ve o açıklamanın yapıldığı 22 Ekim’den sonra Türk savaş uçakları Suriye hava sahasının yanına bile yaklaşmadılar. İş ciddiye binince bütün köpükler söndü.

Devamını oku: MEYDAN OKUMADAN MİYAVLAMAYA GEÇİŞ

SALDIRGANLIK

Irak Başbakanına “Sen benim muhatabım değilsin, seviyemde, kalitemde değilsin. Irak’tan senin bağırman çağırman bizim için hiç de önemli değil, biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin”; HDP’lilere, “Seçilmişler bal gibi görevden alınır”, Başika’daki askerlerinin çekilmesini isteyen Irak Parlamentosuna, “Haddini bil” gibi saymakla bitmez tehdit ve hakaret.

Bir günde bir düzineden fazla televizyon kanalı kapatılıyor; pek çok gazete ve dergi büroları basılarak, kapıları koçbaşıyla kırılarak kapatılıyor. Kapatılan televizyon kanallarının ekipmanları istedikleri televizyon kanallarına bedava devrediliyor.

Okullar, İmam Hatip liselerine çevriliyor, yüzbinlerce öğretmen, sağlık görevlisi, “FETÖ’cülere operasyon” kisvesi altında görevden alıyor, işten el çektiriliyor, meslekten atılıyor; böylece ilerici/demokrat ne varsa devlet mekanizması dışına atılıyor. Böylece aileler, çoluk çocuk dinlemeden tümden açlığa mahkum ediliyor.

Devamını oku: SALDIRGANLIK