Pazartesi, Kas 20th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

YİRMİ DAKİKADA BOYUN EĞDİRME!

Noktaydı, virgüldü, noktalı virgüldü, soru işaretli ünlemdi derken RTE’nin ABD gezisini tarif edecek kesin bir tanımlama şimdiye kadar yapılmış değil.
İstenmeyen bir ziyaretti; gelmemesi için ABD’li yetkililer ellerinden geleni yaptılar. En refüze edici hareket ziyaretin hemen öncesinde geldi. Türk Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ABD’de YPG’ye silah verilmesini engellemeye çalışırlarken, YPG’ye silah verileceği açıklandı ABD tarafından.
Konuşma özürlü Bahçeli bu durumu şöyle tarif ediyordu: “Bu kararın MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ABD’de temaslarda bulunduğu esnada; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinin beklenmeden alınmış olması diplomatik nezaketsizlik olmasının ötesinde Türkiye ile dalga geçilmesi anlamına gelmektedir.”
Lümpen kültürde buna “dalga geçmek denebilir” ama politik literatürde ve devletler arası ilişkilerde buna “boyun eğdirmek” denir. “Asrın Lideri”ni geziden caydırmak için yapılanlar bununla bitmedi. ABD’de bir yetkili, ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı, Richard Haass, kelimesi kelimesine şunları söylüyordu: “Otoriter yönetimi ve Suriye’de faydasız rolü göz önüne alındığında Erdoğan’ın buraya ziyaretini iptal etmesi büyük bir kayıp olmaz.” Daha ne olsun ve daha ne desin!

Devamını oku: YİRMİ DAKİKADA BOYUN EĞDİRME!

CÜRET... CESARET…

Sokaklarda devrimci bir söylem var. Sıradan insanlar üzerinde devrimci bir ruh hali hakim. Referandum öncesinde, sürecinde ve sonrasında bu gerçeği somut biçimde hissetmek mümkündü. Referandum ve sonucu bu durumu değiştirmedi. Aksine, kitlelere hakim olan bu havayı şimdi her adımda hissedebiliriz.

1 Mayıs, hem bu gerçeği hem de buna olan ihtiyacı ortaya koydu. Bu yılın 1 Mayıs’ında, her yıl olduğu gibi, yine iki 1 Mayıs vardı. Biri Kızıl 1 Mayıs idi; Taksim 1 Mayıs Alanı ve çevresinde “Taksim’de ısrar”la temsil edilen. Diğeri, devletin işaret ettiği yerde, polisin gözetim ve denetiminde, kırılmış iradelerle yapılan mitingdi.

İkincisini gördük. Geçen yılki “hiç kimsenin aklında hiçbir şey bırakmayan 1 Mayıs” sonrası, aynı akıbete uğraması muhtemel bir miting sözkonusuydu. Onca “gerekçeye”, “hayır rüzgarı”nın şişireceği yelkenlerle gövde gösterisi yapılmak istenmesine rağmen, tam da dönemin ihtiyacı olan cüret ve cesaretten yoksun bir girişim olarak hiçbir iz bırakmadan yitip gitmeye yazgılı bir eylem oldu.

Devamını oku: CÜRET... CESARET…

EKONOMİK KRİZ VE BİRLEŞİK DEVRİM

İç savaşın şiddeti nedeniyle bugüne kadar, daha çok, iki cephe arasında, birleşik devrim ile karşı-devrim güçleri arasındaki fiili durum üzerinde durduk ve iç savaşın seyri ile birleşik devrimin gelişimi üzerine düşünce ve öngörülerimizi ortaya koyduk.

Bu, bir bakıma kaçınılmazdı. Bütün dikkatlerin tüfeklerin, bombaların patladığı sokaklara çevrildiği bir sırada bütün gelişmelerin arkasındaki temel belirleyici güç de olsa, ekonomik kriz üzerine söylenecek sözler ilgi çekici olamazdı.

Oysa birleşik devrimin geleceği, sonu sonuna, tekelci kapitalist ekonominin içinde bulunduğu krizin geleceği ile doğrudan bağlantılıydı ve bu yüzden bu konu ihmale gelemezdi. Bu bağlamda, gerçekte yapılması gereken şey, bir makalenin sınırlarına sığmayacak bir incelemenin yapılmasıydı.

Devamını oku: EKONOMİK KRİZ VE BİRLEŞİK DEVRİM

DÜNYA BİZİMLE SALLARSAK YIKILACAKLAR

Belli ki, dinci-faşist iktidar bütün umudunu emekçi sınıfların ve ezilen halkların “oldu-bitti”yi kabul etmelerine bağlamış.

“Atı Alan Üsküdar’ı Geçti” ve “Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeğini Niğde’ye” deyimlerine sığınmaları bundan.

Referandum hilesizdir diyemiyorlar. Her şey usulüne uygun yapıldı ve ortaya çıkan şey toplumun gerçek iradesidir gibi bir iddiada bulunamıyorlar. Ya ne diyorlar? “Bu iş bitmiştir”. İşte bütün söyledikleri bundan ibaret.

Ama “bu iş bitmiştir” diyebilmesi için insanın dar kafalı olması lazım. Zaten dinci dediğin de çocukluğundan itibaren rahle önünde kafa sallaya sallaya bi hal olmuş darkafalıdan başka nedir ki?

Devamını oku: DÜNYA BİZİMLE SALLARSAK YIKILACAKLAR

HALKLARIN KUŞATMASI

Başta Almanya olmak üzere, Hollanda, Avusturya, İsviçre ve kervana katılan son halka olarak Danimarka ile dinci-faşist iktidar arasında patlak veren kriz, beklenmedik bir anda ve şekilde gündeme oturdu.

Bu devletlerle yaşanan kriz uç verir vermez, ilk tepki her kritik durumda dinci-faşist iktidarın ve onun başındaki adamın yanında saf tutan CHP’den geldi. Deniz Baykal, RT Erdoğan’ın hülle yoluyla önce milletvekili, sonra başbakan olmasının yolunu açan bu adam, Almanya’daki iki mitingini iptal etti. Gerekçe tahmin edilebilir bir şeydi: Almanya mitinglerine katılması iç politikaya alet edilebilirdi. Bin Ali Yıldırım Kırşehir mitinginden teşekkürlerini gönderdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, kritik anlarda RTE’nin yardımına koşmada sırayı kimseye bırakmayan bu adam, Almanya’nın dinci-faşist iktidarın bakanlarının konuşmasının yasaklanmasını “asla ve asla doğru bulmadığını ilan etti. Gerekçesi, “düşünce ve ifade özgürlüğü idi. Dinci-faşist iktidarın bu can simidi, hızını alamadı ve Hollanda bir dinci-faşist Bakanı sınırdışı edince hükümete “ilişkiyi askıya alın” çağrısı yaptı.

Devamını oku: HALKLARIN KUŞATMASI

SANDIKLA GİTMEYECEKLER

Belediye otobüsünde türban takmış, orta sınıfa ait olduğu her halinden belli, bir kadın uluorta tehditler savuruyor: “Dünyaya nam saldı Erdoğan!.. Siz, öleceksiniz, gebereceksiniz! Az kaldı! Az kaldı!..”

Kadının “Siz”den kastının dinci faşist partiden/iktidardan yana olmayan herkes olduğu açık. Kendilerinden yana olmayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımayacaklarını anlatmaya çalışıyor, kafatasında taşıdığı zeka kırıntısıyla...

Sözlerinin ele verdiği zeka yoksunluğu ilgi alanımızın dışında. Ancak bu dinci faşist kadının cüreti üzerinde durmak gerekir çünkü bu cüret dinci faşistlerin genel durumunu yansıtıyor. Daha önce mafya bozuntularının açıklamalarında, Sinop’ta, silah sıkan AKP’li bir dinci faşistin videosunda ve daha sayısız örnekte bu aynı ruh haline, psikolojiye tanık olmuştuk.

Devamını oku: SANDIKLA GİTMEYECEKLER

SAVAŞ VE AYAKLANMA

Türkiye ve Kürdistan’da bir ayaklanma havasının hakim olduğu düşüncesi neredeyse genel kabul görüyor. Dinci faşist iktidarın kalemşörleri bile, devrimin toplumsal ordusunun “sessizliği” karşısında bir ürküntü içindeler.

Sosyal reformistlerin ve oportünistlerin aksine bu kalemşörler “sessizlik” durumundan karşı-devrim lehine bir umut değil, bir patlamanın, bir ayaklanmanın işaretlerini görüyor ve korkuyorlar. Küçük burjuva sosyalistleri ise birleşik devrimin toplumsal güçlerinin bu sessizliğinden “yenilgi” havası sonucunu çıkarıp umutsuzluğa kapılıyorlar.

Oysa dinci faşist iktidar ve faşist devlet her gün attıkları adımlarla ayaklanmayı besleyen yeni yeni damarlar açıyor; taze güçlerin ayaklanma saflarına katılmasına zemin hazırlıyorlar. Son bir kaç haftada Kürdistan’da izlediği şiddet politikası buna bir örnektir. Son işkence, katliam ve terör dalgasından sonra Kürdistan’da parayla satın alınmış aşiret liderleri dışında faşist devleti destekleyen bir kişi bile bulunamaz artık. Kürt halkının ezici çoğunluğu birleşik devrimin yanında.

Devamını oku: SAVAŞ VE AYAKLANMA