Pazartesi, Kas 20th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Sınıf Savaşı Tarihin İtici Gücüdür

Küçük burjuva aydınlar ve reformist siyasetler birçok kez gündeme getirdikleri “toplumsal barış” çağrılarını bir defa daha yinelediler. Fakat daha öncekiler gibi bu çağrıları da, sınıf savaşının sert yasalarına çarpıp parçalandı.

Küçük burjuva çevreler, parti örgütleri aynı nameleri daha yüksek sesle söylemek için büyük bir koro oluşturdular. Bu sırada ön plana çıkmaları rastlandı değildir elbette. Sınıf savaşı süreci, en tayin edici ve en kritik anına girdi. Devrim dalgası yeni bir yükseliş noktasında. Uzlaşmacılar blokunun eski görüşlerini yeniden seslendirmeleri somut durumla doğrudan doğruya bağlantılı.

Onlar bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Fakat proletaryayla kapitalistler arasında süren sınıf savaşına bakışları, küçük mülk sahiplerinin bakış açısıdır. Bu savaşta taraf olma anlayışları da aynı yerden besleniyor. Küçük mülk sahibi olarak orta sınıf gelirine sahipolduklarında, kendilerini burjuvazinin saflarında, yani bir düzen gücü olarak görürler, en alttakilerin durumu onları pek fazla ilgilendirmez. Kapitalizm tarafından yıkıma sürüklendiklerinde ise kendilerini antikapitalist olarak görür ve kapitalizmin ezdiği halk kitleleriyle birlikte davranırlar. Kendi durumlarına ve güçler dengesine göre değişim gösterirler.

Şurası net, küçük burjuva olarak kaldıkları sürece doğaları gereği özel mülkiyet düzeninin ortadan kaldırılmasını istemezler. Özel mülkiyet düzenininde kendi çıkarlarını, kendi yaşam ilkelerini görürler.

Aydınlar, küçük burjuvazinin içindeki birçok eğitimli kişi, kapitalizmin yerini sosyalizmin alacağını kavrama yeteneğinde. Bu kavrayış onları sosyalizme yönlendirir. Bu durumda onlar, kendi bulunduğu yeri terk ederek, sosyalist ve komünist parti saflarına katılırlar. İçlerinde proleter bakış açısını benimsemeyenler, emekçi sınıfın saflarına küçük burjuva görüşleri ve alışkanları taşır. Burjuvaziyle uzlaşma yanlıları bunların arasından çıkar.

Sınıf savaşının yarım yüzyıllık deneyimi, birçok aydının, reformist ve oportünist çevrenin, proletaryanın devrimci hareketine ve komünistlere karşı burjuvaziyle birlikte davrandığını gösteriyor. Bu unsurların ikili davranması, kaypaklığı, sallantılı olması, yarın da aynı çizgiyi izleyecekleri konusunda bize kesin bir fikir veriyor.

Kendileri için hareket serbestliğini burjuva yasallığında arayanlar, bunun, yönetenlerle, egemen güçle yapılacak bir anlaşmadan geçtiğini düşündükleri için bu çağrıları yapıyorlar. Fakat bu, tam da burjuva diktasının sınırları içinde kalmaktır. Tepedeki sınıfın istediği gibi davranmaktır. Bu sınırların ötesine geçen devrimci işçi hareketine, sömürücülerle aynı ağızla karşı çıkmaları bundandır.

İşçi sınıfı hareketi, mülk sahibi sınıfların partilerinden ayrı hareket ederek, bağımsız proleter çizgi izleyerek, burjuva sınırların ötesine geçer.

“Proletarya, mülk sahibi sınıflardan oluşmuş, eski partiler karşısında kendine ayrı bir parti oluşturmadıkça bir sınıf olarak davranamaz.” (Marx)

Burada söylenmesi gereken çok açıktır: İşçi sınıfının kurtuluşu, işçilerin kendi eseri olmalıdır.

Kapitalist toplumda, bir tarafta büyük bir zenginliğin sahibi burjuvazi, diğer tarafta zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayan ezilen bir sınıf, birlikte, karşıt kutupları oluşturuyorlar. Sınıflı toplumun doğasına aykırı olarak, karşıt kutuplardaki sınıfları uzlaştırmaya kalkışanlar, yine sınıflı toplumun doğası tarafından zorunlu olarak başarısızlığa uğratılır. Tarihin sınıf mücadeleleri tarihi olduğu gerçeğini yadsıyanlar da, bu gerçeği kabul etmek zorunda kalacaklardır. Gerçekler kendisini, kendisine karşı çıkanlara da kabul ettirir.

Bir avuç sömürücünün elinde biriken zenginlik, işçinin karşılığı ödenmeden el konulan emeğinden, birikmiş, nesnelleşmiş emekten başka bir şey değildir. Emeğin ürünü, emeğe yabancılaşmış olarak emekçinin karşısına çıkar, onu ezer. İşçinin görevi, sermaye düzeniyle uzlaşmak değil, onu yıkmaktır. Toplumsal emeğinin ürününden başka bir şey olmayan kapitalist özel mülkiyete, kolektif olarak el koymaktır; onu toplumsal mülkiyete dönüştürmektir. Ücretli emek çerçevesinde çözüm arayanlar, ücretli kölelik sisteminden yana olanlardır.

Kapitalist niteliğiyle zenginlik, ücretli emek sömürüsüyle sağlanır. Sermayenin (servetin) birikimi ve yoğunlaşması, emek sömürüsünün artırılması (yoğunlaşması) yoluyla gerçekleşir. Bunun sonucu az sayıdaki insanın mülkiyetinde büyük bir zenginlik, servet birikirken, buna karşılık milyonlarca emekçi derin bir sefalet içinde yaşıyor. Sınıflar ayrımı ve uçurumu çok derin; uzlaşmaz sınıf çelişkileri ise çok keskin. Çelişkiyi yumuşak göstererek, toplumsal sınıflar arasında uyum kurmak istemek, emekçilere karşı ezen sınıfın yanında yer almaktır.

Proletarya tam kurtuluşa sınıf mücadelesiyle varır. Dolayısıyla sınıf mücadelesini keskinleştirmek, yoğunlaştırmak emekçi sınıfın amacını benimseyenlerin görevidir. Bunun için bütün güçlerini ortaya koymaları gerekiyor.

Kapitalist toplum kendi içinde uyumlu bir toplum değildir ve olamaz da. Gerilim, çatışma, kaos vb. bu toplumda kaçınılmazdır. Sınıflar ilişkisi çelişkin bir ilişkidir. Sınıflar savaşı tarihin itici gücüdür. Sınıflı bir toplumda, toplumsal uyum peşinde koşmak küçük burjuva hayalciliğidir.

Onlar hayallerinin peşinde koşsun, gerçek yaşamda sınıf mücadelesinin yasaları egemen, yönetici sınıfla yönetilen sınıf arasında son derece kapsamlı, derinlikli ve sert bir savaş yıllardır sürüyor. Yönetenler, sadece devlet güçlerine dayanmakla kalmıyor, tüm gerici düzen güçlerini de cepheye sürüyor. Siyasi iktidarın son günlerde arka arkaya yaptığı tüm gerici faşist güçleri harekete geçirme çağrısı, süren burjuva iç savaşı kazanmaya yöneliktir. İşçi sınıfı hareketinin Türkiye ve Kürdistan halklarının, devrimci güçlerin buna isyan ve ayaklanmayla karşılık vereceği çok açık. Toplumsal sınıfların arasındaki savaş yeni bir boyut kazanmıştır. Bu günkü somut durumdan başka bir somut duruma, emekçi güçlerin üstünlüğüyle sonuçlanacak yeni bir aşamaya geçiş sürecine girdik.

İşçi sınıfı, sürmekte olan savaşı kazanmak için güçlerini harekete geçirmekle yetinemez ve yetinmemeli. Bunun için bütün güçlerini azamileştirmelidir. Enerjisini, çabasını tüm güçlerini azami noktaya çıkarmadan, birleşik karşı devrim güçlerini alt edemez. Ve ancak devrimci bir isyan ve ayaklanma emekçi güçleri sonuna kadar harekete geçirebilir.

Haziran ve Ekim ayaklanmalarında görüldüğü gibi, ayaklanma geniş kitleleri harekete geçirme, kolektif propaganda ve gerçek mücadele merkezleridir. Bu araçlar, devrimci komünist partinin önderliğinde devrimi gerçekleştirme araçları haline gelir.

C.DAĞLI

Yenİ İnsan

Halkın Denizi

HalkinDenizi 1