Salı, Kas 21st

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Tekelci Kapitalizmi Yıkmaya Yönelen Devrim

İşçiler, uluslararası sermayenin hareketinden, akışından sık olarak etkilenirler. Sermaye hareketlerine bağlı olarak bazı işkolları kapanırken, yeni iş kolları açılabiliyor. Sermayenin bir işkolundan çekilip başka işkollarına yönelmesi, emekçilerin durumunu derinden etkiliyor.

Emeğin durumunu, hareketini ve mücadelesini etkileyen başka bir gelişme, sanayinin yer değiştirmesidir. Sanayi zaman zaman bir yerden başka bir yere taşınabiliyor. Sanayinin taşınması, emekçilerin yaşamını doğrudan etkilediği gibi -işten çıkarılma gibi- proletaryanın mücadelesinin gelişimini de etkiler.

İşçilerin mücadelesi üzerine sığ laflar edenler ya da emekçilere teorik bakış açısı kazandıracağım diye çeşitli kitaplardaki görüşlerin derlemeciliğini yapan ve bunu kendi görüşü diye göstermeye kalkanlar, bunun yerine emeğin maddi koşullarını biraz ciddi bir biçimde inceleseler, çalışan sınıfa, bu sınıfın mücadelesine bir yararları dokunmuş olurdu.

İstanbul'un çevresindeki kentler, sanayi taşıma hareketinin birer örneğidir. İstanbul'da bulunan çok sayıdaki sanayi işletmesi yakın bölgelere götürüldü. Böylece bir sanayi kenti olan İstanbul, bu özelliğini çevre illerle birlikte paylaşmaya başladı. İstanbul'un büyük sanayi olarak yoğunluğu çepere doğru kaymış oldu. Büyük sanayinin azalmasına ve bir finans merkezi haline gelmesine karşın, İstanbul hala endüstri kenti özelliğini koruyor. Yine de eski düzeyinin altına inmiş durumda. Bu değişiklik, emeğin hareketini ve mücadelesini çeşitli yönlerden ele almayı gerektirmektedir. 15-16 Haziran İşçi Ayaklanmasının tekrarının maddi temelini zayıflatmıştır. Büyük işçi ayaklanmasının kollarını oluşturan sanayi bölgeleri artık yok. 15-16 Haziran büyük sanayi, büyük işletme yoğunlukluydu. Büyük İşçi Ayaklanması üzerinde duranlar, hareketin dayandığı maddi temeldeki bu değişimi göz önünde tutmak zorundadırlar. Büyük bir işçi ayaklanması çevre bölgelerle birlikte düşünülmeli. İstanbul böyle bir ayaklanmanın ilk başlatıcısı, merkezi ve son noktayı koyacak olandır. İstanbul'daki bir ayaklanma büyük sanayi işçileriyle sınırlı kalmayacak, irili ufaklı atölyeler ağıyla sarılı şehrin tüm emekçi semtlerini de kapsayacaktır. İstanbul ve çevresini kapsayan bir ayaklanma, hem proletaryanın damgasını taşıyacak, hem de geniş emekçi desteğine sahip olacaktır. Devrimin öznesi bu alanda yoğun olarak vardır.

Sınıf mücadelesinin verildiği maddi koşulları daha iyi anlamak, tablonun bütünlüğünü görmek için, bu koşullardaki değişimi irdelemeyi sürdürelim. İstanbul'da atölye işçiliği, sanayi sitelerinde çalışanlar, büro ve inşaat işçiliği, ev işçiliği, turizm sektöründe çalışan işçiler kentte çok büyük niceliğe ulaştığı gibi, aynı zamanda şehrin içinde çok yaygın olarak bulunuyorlar. İşsiz işçilerin sayısı hızla artan kitlesel işten çıkarmalarla birlikte büyük oranlara vardı. Küçük işyeri sermayenin çok elden çıkıp daha az elde merkezileşmesi, sermaye birikimi yasasına bağlı olarak ya da sermaye birikiminin tarihi eğilimine bağlı olarak iflasa uğruyor, sahiplerinin bir kısmı işsizler ordusunun saflarına katılırken, diğerleri de ücretli emekçilerin arasına katılıyor.

Kapitalizm her türlü emeği, ücretli emeğe çevirme eğilimi taşır. Daha fazla insan etkinliğini meta üretimine dönüştürür. Atölyeleri çok geniş alanlara yayarak çok sayıda kitleyi proleterleştirerek, kendi denetimime sokmuştur. Bunun sonucu, sermaye daha fazla insanın yaşamına el koymuştur. Bu gelişmenin geldiği kaçınılmaz yer, toplumsal üretici güçlerinin burjuvazinin elinden kaçmasıdır. Onları toplumun kolektif denetimine alana dek bu kriz daha da şiddetlenir.

Sanayinin, fabrikaların, atölyelerin geniş alanlara yayılması işçilerin yaşamının her kentte kötüleşmesi, yoksulluğun genel olması, devrimci kitle hareketinin çok ya da az tüm kentlerde görülmesi, yığın eylemlerinin aynı anda birçok ilde örgütlenmesi, devrimci halk ayaklanmasının, devrimin koşullarının ne denli olgunlaştığının kesin olgularıdır bu koşullar devrimin gerçek koşullarıdır.

Devrim, sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi ve şiddetlenmesidir. Sistem içi çelişkilerin derinleşmesi, burjuva düzenin krizini olgunlaştırmıştır. Emekçilerin yoksulluğunun boyutlanması, durumlarının çekilmez hale gelmesi baskıların, saldırıların yaygınlaşması devrimci krizi yaratan bir zemindir. Bu zemin Türkiye ve Kürdistan'da başkaldırıları sıklaştıracak denli güçlüdür.

Tekelci sermayenin, emekçi kitlelerinin büyüyen başkıldırılarını önlemek için sistematik olarak giriştiği devlet terörü ve katliamlar, buna başvuranlar için sonuç getirmediği gibi, egemenlerin gerici şiddeti, kitlelerin isyan ve ayaklanmalarını daha da körüklemiş ve güçlendirmiştir. Halk kitleleri, işçiler kendilerine karşı en şiddetli bir şekilde yürütülen saldırılara karşı savaşarak dönüşüme uğradılar, yetkinleştiler ve devrimi başaracak bir politik olgunluk kazandılar. Örgütlü mücadele, deneyim, ataklık, cesaret ve bilinç düzeyi olarak büyük bir gelişme gösteren devrimci özne, devrime çok yönlü olarak hazırlanmıştır.

Hazırlıkların devrime dönüşmemesi için küçük burjuva hareketlerin gösterdiği çabalar da sonuç vermiyor. Uzlaşma çabaları, devrimin zorunluluğunu ileriye ertelemeye yetmemiştir. Tüm uzlaşma, oyalama ve engellemelere karşın, yığınsal devrimci hareket, tekelci egemenliğin devrimci yıkılışına doğru ilerliyor.

Devrimin gerçek koşulları ne kadar olgunlaşmış olurlarsa olsun, ertelemeciler, bir ayaklanmanın önünde bazen iç koşulların yetersizliğini göstermişlerdi, bazen dış koşulların. Oysa ki devrimci bir ayaklanmaya kalkışan hiçbir halk desteksiz dayanışmasız, kendi başına kalmıyor. Ayağa kalkan ve savaşan her halk, dünya proletaryası ve halkları tarafından ateşli biçimde destekleniyor. Burjuvazi, uluslararası sermaye başkaldıran halkın ayaklanmasını ezmeye kalkıştığında, karşısında eyleme geçen dünya halklarını buluyor. Proletarya enternasyonalizminin bu güncel pratiği, bir ayaklanmaya girişildiğinde, tek başına kalacağı biçimindeki küçük burjuva argümanı da çürütmüş oluyor.

Devrimin ertelenmesi bir yana, yeni eylemlerle şiddetleniyor, güçleniyor ve genişliyor. Devrimci kitlelerin ortak mücadelesi ve eylemleri burjuvazinin yeniden yönetebilir duruma gelmesine izin vermiyor, tersine büyüyen çatışmalar, sistemin krizini derinleştiriyor, çatlaklarını genişletiyor, tepeden tırnağa sarsıyor. Egemenlerin bugünkü durumun genel bir ayaklanmaya yolaçması için, devrimin koşullarını yumuşatıp, büyük kapışmayı geleceğe ertelemek yerine, tersine tüm attığı adımlarla daha da öne çekiyor. Emekçilerin en önemli sorunlarının çözümü ivedi hale gelmiştir. Yaşamları gasp edilen yığınlar her alanda kurulu sosyal sisteme karşı başkaldırı içindeler. Başkaldırıya en ikna edici koşullar eşlik ediyor.

Burjuvazinin ideolojik aygıtları ne denli etkin olarak çalışırsa çalışsın, sonuç değişmez. Ezen ve sömürenlerle, ezilen ve sömürülenler arasındaki karşıtlık yumuşamıyor, sertleşiyor. Bu durumda burjuvazinin ideolojik argümantasyonları istenilen etkiyi yaratamaz, tersine tüm etkisini yitirir.

Tekelci kapitalist düzen çökerken, buna bağlı olarak, burjuvazinin kitlelerin üzerindeki ideolojik politik hegemonyası yıkılırken ve her yönden kriz içindeyken, buna karşın bir devrim, işçi sınıfı önderliğinde ve ideolojik politik hegemonyasında bir devrim kendini her gün biraz daha belirginleştiriyor. Burjuvazinin şu ya da bu güncel uygulamalarına karşı mücadeleyi aşarak, tekelci kapitalist düzeni yıkmaya yönelen bu devrimcin gelişmesini görmek gerekir.

C.DAĞLI

Yenİ İnsan

Halkın Denizi

HalkinDenizi 1