Pazartesi, Kas 20th

GüncellemeSal, 23 May 2017 10pm

Profile

Layout

Menu Style

Cpanel

Yeni Evrede Sanatın Ve Sanatçının Sorumlulukları

Vedat Türkali’nin 2011 Ekim’inde Ayışığı Sanat Merkezi’nin düzenlediği Ekin Sanat Konferansı’nda yaptığı “Yeni Evrede Sanatın Ve Sanatçının Sorumlulukları” başlıklı açılış konuşmasını paylaşıyoruz yeniden…

Sizden ricam lütfen beni alkışlamayın. Sohbet ediyoruz. Sohbette alkış olur mu? Siz evinize misafir gelince, alkış yapıyor musunuz? Herkes şöyle öne doğru gelsin. Yakına. Görebileyim onları. İkincisi yüzünüz gülsün. Sohbet muhabbet gülen yüzle olur. Cenaze evi gibi ya... Evet şöyle.

Merhaba genç arkadaşlar. Arkadaşlar gel dediler geldim. Ne yapmak istiyorsunuz dedim. Sohbet yapacağız. Hangi konularda. Sanatın ve sanatçının bugün içinde bulunduğumuz yeni evrede sorumlulukları nelerdir.

Beni niye seçtiniz. Herhalde yaşlılığımdan. Açış konuşması yapmayı pek sevmem aslında. Söyleyecek şeyler zaten belli. Ayışığı olarak sisteme karşı tavır koymak istiyorsunuz belli. Bu tavrı koymak güzel bir şey tabi. Gerçekten de her dönemde sanatçılar, önce etrafına çevresine bakar ve ona bir tavır koymak zorundadır. Ne yapacaktır, nasıl yapacaktır. Yaşadığımız düzen finans kapital düzeni. Kapitalizmi biliyoruz tabi. Yaşadığımız çağ kapitalizmin son aşamalarından biridir. Nedir o finans kapitalizmi, mali sermaye düzeni. Artık kıtalararası büyük tekeller birbirlerine üretilmiş maldan para yatırımı yaparlar ve toptan alırlar. Bu düzen aslında yaşanabilir bir düzen değil. Hemen aklımdayken söyleyim: Naomi Klein diye Kanadalı bir gazeteci var. Onun Şok Doktrini diye bir kitabı çıktı. Öncelikle yürekten onu size tavsiye ediyorum. Mutlaka okuyun onu ama mutlaka. Çağı en iyi şekilde belgeler halinde, dosdoğru, tüm gerçekliğiyle anlayabilmemiz için onu okumanız lazım. Ben 60 yaşını geçtim biliyorsunuz. Bugünlerde bile bana büyük fayda sağladı. İyi kötü bir şey biliyordum, hayır, eksikti bildiklerim, bu bilgilerimi tamamladı.

Sanatçı bu bilgiler olmazsa ne yapar? Bir şeyler yapar. Bir yaratıcılığı varsa, şiir yazabilir, müzik yapabilir, resim yapabilir. Sinema resmin devamı hareketli halidir. Mimarlıkla uğraşabilir. Peki bunun bir sınırı yok mu? Ve bu sınırı kim çiziyor? Şimdi, sizin zannediyorum ki verdiğiniz mücadele de bunu biz tayin edelim diyorsunuz. Yaratıcılığında egemeni biz olacağız. Güzel... Olabilir mi acaba? Bu toplumda bunu her alanda kesinkes geçerli kılmak mümkün değil. Niye değil? Sanat alanı çok karmaşık bir alan. Çeşitli araçlar kullanılıyor. Mesela bir şair, tek başına oturur yazar veya roman bile yazabilir. Müzik yapabilir mi? Yapar. Alır bir kağıt kalemini bir şeyler yaratır. Ama sanatların bir de madde sınırları var. Bu söz konusu olunca yaratıcılığının önüne kocaman bir engel oturur. Mesela sinema yapabilir mi? Yapamaz. Niye yapamaz? Çünkü sinema bir endüstriyel yatırımdır. Paraya bakar paraya... Mimarlık yapabilir mi? Yapar. Tasarlar koyar ortaya, çizer ve o çizgilerden bir şeyler kalır ama kağıt üstünde kalır. Eğer Kanuni döneminin büyük vurgun, talan, soygun birikimi olmasaydı Sinan olmazdı. Mesela bir Yunan sanatı varsa o kölelik döneminin artılarına birikimine dayanıyor. Kızın, sövün, dövün ama bu gerçek. Müzik yapabilir miyiz? Nasıl yapar? Notalarda kalır. Peki müziği duyurması için ne yapması lazım? Orkestra kurması lazım. Orkestrayı yapabilir mi? Yapamaz. Mesela biz Ahmet'le beraber çalıştık sinema meselesinde. Paramız yok. Nasıl yapacağız? İster istemez parası olanlara, parayı bulabilenlere yaklaşmak zorunda kalıyorsun. Şimdi burada garip bir diyalektik kavga çıkıyor. O senden ne kadar ödün alacak, sen ondan ne kadar koparacaksın. O zaman ortaya akıllı bir politik kavga çıkıyor.

Ben sinemaya ilk geldiğim zaman ordudan kovulmuş, vatan haini, kızıl yüzbaşı, üstümde bütün suçlar var. Sene 1958. Filme girmem bile bir mucize. Alay ediyorlardı bizim arkadaşlar. Çünkü sinemada büyük bir sansür var. Ondan zaten adımı değiştirdim. Vedat Türkali diye hamasi bir ad koydum. Türkalisi de var. Gerçek adım biliyorsunuz Abdülkadir Pirhasan. Bunu kullanmaya kalksam o zaman senaryo hemen başta sansüre gidiyor, okumuyorlar bile. Hadi bunu hallettik peki ya para? Biz işçi sınıfı için film yapmak istiyoruz. Karanlıkta Uyananlar. Onu görmenizi isterim. Siyah beyaz dönemin en vurucu, bugün de hala tek vurucu yapıtıdır o. Yalan mı Ahmet? Yalan mı diyorsun? Kötü adam. Filmi yapanda Erten Göreç, ne sosyalist ne komünist. Ne yaptık o zaman biz; evvela onu ikna etmeye çalıştık, ikincisi Beklen Algan vardı Ayla Algan'ın kocası, o biraz daha iyiydi. Bunlarla beraber olduk. Yeşilçam'da hiçbir yatırımcıyı böyle bir yatırıma kandıramazsınız. Ne yaptık? Dünyanın en güzel en şirin gerçeğine başvurduk. Yalana başvurduk. Kandırdık. Kimi kandırdık? Gücümüz kime yettiyse... Bir defa Beklan Algan'ın bir kayınpederi vardı. Vedat Bey. Hırdavat dükkanı vardı. Onun da bir akrabası var. Onları da kandırdık. Topladık parayı. Ondan sonra senaryo yazdık. İyi kötü hazır. Mekanlar. Mekan bulmakta mesele. Boya fabrikasına gerek var. Bir fabrikatör, grevli bir sahne için verir mi? O zaman ÇBS boyaları vardı. Solcu dediler biz ona gittik. Adam bizi alaya aldı. Sonra birilerini bulmuşlar. Beklan, Lütfi Akat, ben adamı ikna ettik. Peki gelin işiniz olsun dedi. Grevler oluyor, kavgalar var. Bu adamlar o zaman moda olan Marshall yardımından para almışlar. Fabrikanın adı neydi biliyor musunuz? Marshall boya fabrikası. Ne yapacağız şimdi. Filmin sonunda onlara teşekkür edeceğiz. Filmin özünde onlarla kavga ediyoruz. Ve oturduk dedik ki, bir nevi fetva verdik. Olur mu? Olur. Kerhen mümkündür, yapılabilir. Bu filmi yaptık. Ve o gece 15 dakika ayakta alkışlandık. Çok başarılı bir film oldu. Ama evvela bizimki şoke oldu. Olayı görünce şaşırdı çünkü her şey kendi aleyhine.

Diyeceğim şu: Evet, bugün çok sponsorlar var, destekleyiciler var. Bunların emrine bir sanatçı girerse çok şey kaybeder. Yazıklar olur sonra o sanatçıya. Ama, bir sanatçının önce toplumun yapısını, gelişmesini ve bunların nelere dayandığını çok iyi bilmesi, kavraması gerekir. Ve bilinçli bir örgütçü olarak yaptığı işlerde ne kadarını bu tepemizdeki asalaklardan koparabiliriz, ne kadarında bunlara hiçbir fırsat vermeyelim, bunun hesabını doğru yapmak zorundayız. Yani sekter olarak, ben Eczacıbaşı’yla iş yapmam, ben yaparım arkadaş. Eczacıbaşı bana 5 milyon koysun yapacağım iki filmim var. Param yok. Benim marksist-leninist olmam benim bu filmi yapmama yetmiyor. Bu toplumda etkili güçler var, o güçleri kandırır, onlardan alır ve vermemeye çalışırım. Nasıl vermezsiniz? Yaptığınız sanat eserinin özünden vermezsiniz. Ama tabi onlarda enayi değiller, bugün yaptığınız her işi kontrole çalışacaklardır. Yani diyeceğim, bu iş karşılıklı kavga işidir. Hem bütçede hem yaratıcılıkta ve yaşamda. Benim diyeceklerim bu kadar. Yalan dolan var mı bu sözde?

Yenİ İnsan

Halkın Denizi

HalkinDenizi 1